scout finch

scout finch
@gulcanbartleby
19 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Bir başkasının tümüyle tanımaya bir üçüncü engel de paylaşan kişide değil, paylaşanın izlediği sırayı tersine çevirip dili imgeye -zihnin okuyabileceği metne- tercüme etmesi gereke n öbür kişide, tanıyanda bulunur. Alıcının imgesinin göndericinin özgün zihinsel imgesine uyması çılgınca olanak dışıdır. Çeviri hatası önyargı hatasıyla karşılaşır. Başkalarını kendi yeğlediğimiz fikir ve gestalt (oluşturduğu parçalar ve ilişkilerin toplamı ile açıklanamayan ve bunun üstünde bir bütünlüğü olan, görünüm ya da yapı) lara uydurmak için zorlayarak çarpıtıırız. Proust bu süreci çok güzel anlatır: "Gördüğümüz yaratığın bedensel hatlarını, onun hakkında daha önceden biçimlendirdiğimiz tüm fikirlerle bir araya toparlarız ve onun zihnimizde oluşturduğumuz tam resminde asıl önemli yeri utan da kesinlikle bu fikirlerdir. Bunlar sonunda yanakların kıvrımını o denli eksiksiz doldururlar, burnun çizgisini o denli kesin bir biçimde izler, sesin tonuyla o denli ahenkle karşılar ki bu nitelikler artık saydam bir zarftan ibaret kalır ve bir yüzü her görüşümüzde ya da bir sesi her duyuşumuzda, tanıdığımız ve dinlediğimiz şeyler bizim o kişiye ilişkin kendi fikirlerimiz olur."
Sayfa 208
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Önce imge ve dil arasında engel var. Zihin imgelerle düşünür ama bir başkasıyla iletişim kurmak için imgeleri düşüncelere, sonra da düşünceleri kelimelere dönüştürmek zorundadır. İmgelerden düşünceye, düşünceden dile doğru bu ilerleyiş ihanetlerle doludur. Kayıplar olur: imgenin zengin, yumuşak dokusu, olağanüstü esnekliği ve yoğurulabilirliği, özel nostaljik duygusal renkleri-tümü, imgenin dile tıkıştırılmasıyla kaybolup gider. Büyük sanatçılar imgeyi doğrudan imayla, mecazla okurda benzer bir imge uyandırmaya yönelik dil ustalıklarıyla aktarmaya çalışırlar. Ama sonunda onlar da yaptıkları iş için kullandıkları araçların yetersizliğini fark ederler. Flaubert'in Madame Bovary'deki yakınmasını dinleyin: "Gerçek şu ki ruhun doluluğu bazen dilin mutlak yavanlığı halinde taşabilir, çünkü hiçbirimiz ihtiyaçlarımızın ya da düşüncelerimizin ya da kederlerimizin tam ölçüsünü hiçbir zaman ifade edemeyiz ve insan konuşması, biz yıldızları eritecek bir müzik yapmayı özlerken, ayıların dans etmesin için üzerinde kaba vuruşlarla tempo tuttuğumuz çatlak bir dümbeleğe benzer." Bir başkasını hiçbir zaman tamamen tanıyamamışımızın bir nedeni de neleri açığa vuracağımız konusunda seçici oluşumuzdur.
Sayfa 206
Psikoloji
"Bayağılığın birden belirmesi yaşamda çoğu kez yararlı sonuç verir: Fazla gerilmiş sinirleri yumuşatır; kendine aşırı güven veya kendini unuturcasına coşku duygularının bayağılıkla ne denli yakın olduklarını göstererek insanı ayıltır."
Sayfa 133
Anna Sergeyevna oldukça tuhaf yaradılışlı bir kadındı. Her türlü önyargıdan uzaktı, sıkıca bağlı olduğu inançları bile yoktu; hiçbir şey karşısında geri çekilmez, hiçbir şeyden kaçınmazdı. Çoğu şeyi açıkça görür, çoğu şeyle yakından ilgilenir, ama hiçbirinden tatmin olmazdı; aslından tam bir tatmin aradığı da söylenemezdi. Soruşturan ama aynı zamanda katıksız bir zekaya da sahipti: Kuşkuları asla bütünüyle yatışmaz ve asla endişeye varırcasına güçlenmezdi. Varlıklı ve bağımsız olmasaydı, belki kendini bir savaşın içine atar tutkuyu orada tanırdı herhalde... Ama, arada bir canı sıkılsa da, kolay bir yaşamı vardı ve nadiren heyecanlanarak, hiç acele etmeden sakince yaşayıp gidiyordu. Kimi zaman gözlerinin önünde renkli dünyalar parlıyordu, ama bir süre sonra döndüklerinde rahatlıyor, arkasından üzülmüyordu. Hayallerinin olağan ahlak kurallarının sınırlarını zorladığı olmuyor da değildi, ama o zamanlar bile göz kamaştırıcı biçimli bedeninin damarlarında kanı gene öyle sakin dolaşıyordu. Kimi zaman, hoş kokulu banyosundan bedeni sıcacık, yumuşacık çıktığında yaşamın boşluğunu, acılarını, kötülüklerini düşündüğü oluyordu... Ansızın bir cesaret doluyordu içine, güzel şeyler yapmak tutkusuna kaptırıyordu kendini; ama o anda yarı açık pencereden gelen ilk esintiyle canı sıkılıyor, neredeyse öfkeleniyordu, o anda yalnızca bir şey istiyordu: O iğrenç esintinin kesilmesini. Hiç aşık olmamış her kadın gibi o da neyi istediğini bilmeden, bir şeylerin olmasını istiyordu. Her şeyi istediğini sanmasına karşın aslında istediği bir şey yoktu...
Sayfa 109
Souvarine ayağa kalktı. Yerin altında can çekişen zavallıların tepesine olağanca ağırlığıyla çöken bu yıkıntının karşısında hıçkırıklara boğulmuş Maheude ve Zacharie'yi tanımıştı. İçtiği son sigarasını da yere atıp bir kez olsun arkasına bakmadan gecenin karanlığında oradan uzaklaştı. Gölgesi giderek küçüldü, karanlığa karıştı. Uzaklara, meçhule doğru gidiyordu. Her zamanki soğukkanlılığıyla yürüyor; dinamitin bulunduğu her yerde insanları, şehirleri havaya uçurmaya, her şeyin kökünü kazımaya gidiyordu. Can çekişen burjuvazi, attığı her adımda altındaki toprağın havaya uçtuğunu gördüğünde, bu işi yapmış olan kesinlikle Souvarine olacaktı.