Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı , kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.Kolları , başı hep dermansız bırakan, yastık da öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Taşta Akhilleus yazıyor. Yanında da PATROKLOS. "Git," diyor. "Seni bekliyor".
Karanlıkta iki gölge,umutsuz , ağır alacakaranlıkta birbirine uzanıyor. elleri birleşiyor ve ışık, yüz altın kupadan dökülen bir güneşçesine sel olup yayılıyor.