" Deccal dindarlığın kendisinden, aşırı Tanrı ya da gerçek sevgiden doğabilir; tıpkı bir sapkının bir azizden ,bir cin çarpmışın bir yalvactan doğması gibi. Peygamberleden kork adso; ölmeye hazır olanlardan da; çünkü onlar genellikle birçok başka insanı da kendileriyle birlikte ölmeye suruklerler, bazen kendilerinden önce bazen de kendilerinin yerine. "
Kan ve gül akıcı bir kitap olmasına rağmen kurgusu biraz eksik kalmış. Yazar fringe dizisinden etkilenmiş olmalı ki romanın sonunu böyle bağlasın. Kitabı bitirdiğim de biraz şaşırdım biraz da üzüldüm.
Hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belalari kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallilara, sanki bize de gelebilecek belalari kendi üstlerine çektikleri için alaka ve marhamet göstermek isteriz.
"Ne güzeldin. Orada, ilk oturduğumuz yerde, bana baktığın pek çok zaman beni yerdeki parkelere bakarken yakaliyordun ya hani. Ben onların hiçbirinde parkelere bakmıyordum da, öyle zannet istiyordum. Yoksa karşımda sen otururken si*** parkesini! Parke değildi mevzu, mevzu sana mevzunun parke olduğunu zannettirmekti. Bunu gerektiriyordu çünkü takıntılı bir ruh hastası olmak"
Ali Lidar
Elinize aldığınız anda bırakmak istemeyeceğiniz bir roman. Yaşanmış olmasının yanı sıra anlatımda sadelik ve akıcılık göz önünde bulundurulması gereken en önemli husus