Bırak ey bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül.
Zira feryad bela-ender, hata-ender beladır bil.
Eğer bela vereni buldunsa, safa-ender, atâ-ender beladır bil.
Eğer bulmazsan bütün dünya cefa-ender, fena-ender beladır bil.
Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl!
Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Biz birlikte güldükçe… Gökyüzünde kuşlar dans ediyordu sanki, denizin altında balıklar minik şovlar yapıyor, ağaçlar çiçek açıyor, bahar her yere biraz daha yaklaşıyordu. Kurak topraklar nemleniyor, susuzluk bitiyordu. Sanki biz her gördüğümüzde yeryüzündeki bütün savaşlar duruyor, yoksulluk bitiyor, acıların sesi susuyordu. O an öyle hissediyordum. Sanki dünya bizim gülüşümüzle dönüyordu. Sanki her şeyi… Bizim gülüşümüzle değişiyordu. Kelebek etkisi gibi. kahkahamızdan yükselen titreşim bütün evrene yayılıyordu. Ve hiçbir şey, bir daha eskisi gibi olmuyordu. Ve evet… İçimden bir ses fısıldıyordu:
Dünya, iki insan birbirini saf sevgiyle sevdiğinde… Gerçekten biraz daha güzelleşiyordu.
Cihan dolu bela başında varken ne bağırırsın küçük bir beladan ,gel tevekkül kıl!
Tevekkül ile bela yüzünde gül,tâ o da gülsün .
O güldükçe küçülür,eder tebeddül.
Melek
“Sende Eyi aliştun ha beni kucaklamaya”
Güldü dudağının kenarıyla ama o nasıl gülüş yarım tapılası bir gülüş üstelik bu yakından güldükçe çenesinde belirginleşen gamzesi fazlasıyla netti offf ben gene sıcaklandım sobadan mı nedir?
Tahir Tuna Boral’ı
“Sıcaklığın hala kucağımda dememiş miydum saa…aralarında mıknatus varidur daa çekey kızum “
izim bulunuyordu, ben yoktum
sen öyle güzel imkansızken ve
rüzgarda devrilirken
oğlunun dağdan inmesini bekleyen annelerin çadırları
Seni
karşıma çıkaran şiirdi; daha ne olsun
ne olsun bir suikast olarak doğmuşken bir ekim geçesi yüzünde
sigara söndürdüm geçmişimin • - -
bir karanlık yerimizi ele veriyor
saklanıyorum bir aşkı, bir aşkla erteleyerek
halbuki senin gözlerindeki nemden töhmet altında kalırdı mevsimler
söyle
kimden çıkarayım hıncımı
kimin gözünün yaşına bakmayayım arkamı dönüp usulca ağlayark
sen mi cesaret edeceksin yoksa ben mi susacağım
bir tanışma provasında vurularak
beni bin yerimden kırdılar, olsun yine kalkarım
koynunda upuzun bir bahar gördüm, ayrılmam ki oradan
pasaklı bir hastane odasında uyandığım sabahlar
refakatçilerin çekingen ve yorgun sorularıydım
sense bir iç savaş çıkarıyordun güldükçe omzunu bir daha, bir daha öperken
ne de olsa kuruyacak göğsündeki karanfil
üstüne kuma gelmiş bir kadın gibi öğrenecek uzaklara dalmayı
benimse kiralık katillerin ödediği elektrik faturası kadar şaşkı akle
hiç anlamayacak
giderken bitmeyen bir yol, dönerken niçin kısalıyor?