Bunca felâket, bunca zulüm, bunca haksızlıkla dolu bir dünyada köpekler gibi mutsuz olmanın kolaylığını bildiğim için, mutsuzluklarıyla övünenlere fena halde bozulurum. Mutsuz olmak bir marifet değildir. Çektiğin acıları gözler önüne sermemek, büyük kişisel mutlulukların peşinden koşmak ayıbından vazgeçip, küçük mutluluklara sığınmak, onlarla yetinmektir asıl marifet.
Bak, biz sevmeyiz, çiçekler gibi, tek
bir seneliğine; ne zaman sevsek,
kadim sular yürür kollarımıza bizim. Ey kız,
bu: bizim kendi içimizde sevdiğimiz, biricik değil,
beklenen değil,
öteden beri mayalanandı; tek bir çocuk değil,
dağın eteğindeki taşlar gibi özümüzde yatan babalardı; kuru nehir yatağıydı
bir zamanların analarının, kapalı ya da açık
talihin altındaki o sessiz sedasız doğaydı -: bu, ey kız, senden önce de vardı.
Ve her dehşet bilirdi onu, göz kırpardı, haberdar gibiydi.
Evet, gülümserdi dehşet... Nadiren
böyle şefkatle gülümsedin anne. Nasıl
sevmezdi ki, zira kendisine gülümserdi. Senden önce
dehşeti sevdi, çünkü sen onu içinde taşırken daha,
tohumu hafifleten suyun içindeydi dehşet.