Nuray Rəşidin Vətən Sahibi əsəri şəhidlik haqqında yazılmış ən dəyərli əsərlərdən biridir. Xüsusilə kitabda Sahib Məmmədovun həyatı ilə bağlı verilən səmimi və təsirli detallar yaddaşlardan silinməyəcək. Sahib Məmmədovun xarakterik xüsusiyyətləri əsərin əvvəlindən sonuna qədər oxucuda qürur hissi oyadır. Onun həyat yolu, göstərdiyi şücaət və insani keyfiyyətləri Nuray Rəşidin zəhməti sayəsində unudulmayacaq və hər zaman qəlblərdə yaşayacaq.
Gülnar xanımla Sahib Məmmədovun sevgisi onun da arzuladığı kimi, saf və səmimi sevginin gözəl nümunəsi kimi yadda qalacaq.
Nuray Rəşidin şəhidləri tanımaq və tanıtdırmaq məqsədilə başladığı bu dəyərli təşəbbüsü alqışlayır, ona yazıçılıq yolunda uğurlar arzulayıram.
Vətən SahibiNuray Rəşid · Jeko Print · 20228 okunma
Binbir Gece Masalları'nın 5. Cildi Dokuzuncu kitap ile başlıyor.
487. Gece de Şehrazat Ebu Kir ile Ebu Sir'in Öyküsünü anlatır.
Ebu Kir bir boyacıdır ve herkesi kandırarak paralarını alır. Öyle bir duruma gelir ki artık kimse kendisiyle iş tutmaz olur. Ebu Sir ise bir berberdir. O da namusuyla para kazanan bir emekçidir. Ebu Kir yanına gelerek ondan yardım ister Ebu Sir de ona yiyecek verir bir süre bu böyle devam eder. Sonra berberin de işleri kotuleşince Ebu Kir gel kısmetimizi başka yerde arayalım der ve bir gemiye binip bir ülkeye giderler .Yolda birbirlerine söz verirler kimin bahtı açılsa kimin şansı yaver gitse diğerine yardım edecek derler. Yolda berberin işleri açılır ve kazandığı ne varsa Ebu Kir ile paylaşır. Ebu Kir ise kendisini deniz tuttuğunu söyleyerek hiçbir iş yapmaz. Böylece bir ülkeye gelirler bir otele yerleşirler. Ebu Sir orada da çalışır ve kazandığını yine Ebu Kir'le paylaşır ama bir gün hastalanır. Yiyecek bir şey kalmayınca Ebu Kir arkadaşını bırakıp çalışmaya gider ama hangi boyacanın yanına giderse gitsin kimse kendisine iş vermez. Bu sırada Ebu Kir'in dikkatini bir şey çeker her şey mavi ve beyazdır. Boyacilara diğer renklerden bahseder. Ama kimse bu renkleri bilmez. Bunları görünce ülkenin şahina gider ve durumu anlatır. Şah eğer dediklerin doğruysa senin bu ülkenin en zengini ederim der. Ebu Kir aldığı paralarla ülkenin en zengini olur. Herkes bu yeni renklere hayran olur. Bu sırada Ebu Sir de iyileşir ve otelden çıkarak iş aramaya gider. Arkadaşı Ebu Kir'i görünce dükkanına gider ancak Ebu Kir ,Ebu Sir'i bir güzel dövdürüp dışarı atar. Ebu Sir bari gideyim bir hamamda yıkanayım der ama ülkede hamamda yoktur ve kimse hamamın ne olduğunu da bilmez. Ebu Sir , Şaha giderek hamamı anlatır ve Şahın yardımıyla bir hamamda kurar ve o da
Kitabı daha çok yazarın gittiği yeri anlatacağını düşündüğüm için elime almıştım. Yazarla aynı tarihlerde kısmi olarak aynı yerde bulunmuş olmak beni kitabı okumaya itti. Bodrum‘u çok seviyor olduğum için kitaba bir şans vermek istedim ama kitap Bodrum’dan değil yazarın Bodrum’dan bir bahçede geçirdiği zamanı anlatıyor. Başlarda hevesle başladığım kitabı bitirirken biraz zorlandım çünkü yazar bir noktadan sonra çok fazla tekrara düşüyor. Sürekli bir bahçesi olduğunu, o bahçede çok mutlu ve huzurlu olduğunu farklı cümle yapılarıyla bizlere aktarmaya çalışmış diyebilirim. Yine de kitap genel anlamıyla okuyucuyu rahatlatıyor ve insana neyden keyif alıyorsa onu yapması gerektiği konusunda kafasında bir şimşek çaktırıyor. Kafayı rahatlatmak, dinlenmek için güzel bir kitap olabilir. Tek pişmanlığım kitabı kışın okumak oldu. Tam duyguya girecekken kitabı elimden bırakınca, havanın çok soğuk olduğu ve Bodrum’da olmadığım gerçeğiyle yüzleşmek bana pek iyi gelmedi diyebilirim :)
Kitabın adı:Bekle Beni
Yazarın adı:Zülfü Livaneli
Sayfa sayısı:192
Polisler Selim'i alıp götürdüler gitmeden önce Leyla'ya son bir kez sarıldı kulağına güçlü ol bu da geçer dedi ama Leyla selimsiz eve şöyle bir baktı sanki bomboş ev ıssız sessiz Zeynep'i ile kala kaldı tek başlarına.
Gülnar geçmez oldu haber bekledi Leyla Zeynep yavaş yavaş büyüyor babasını soruyor Selim ise hapishane koğuşunda leyla'sını zeynep'ini kucaklayabilecek mi diye hayallerle gününü sayıyor.
Leyla Zeynep'e kendileri Ankara'da otururken baban İstanbul'da çalışıyor diyerek çocuğu kandırıyor ama kendileri İstanbul'a taşınmak zorunda kalınca da oley babamın yanına gidiyorum diye sevinen Zeynep bir de gider bakar ki babası İstanbul'da değil ee anne babam nerede baban Ankara'da iş buldu kızım ee hep bu da bizden mi kaçıyor diye düşünmeye başlar biz İstanbul'a gelince o Ankara'ya gidiyor biz Ankara'ya gidince İstanbul'a geliyor.
Ne güllerden bir gün Selim kendini İsveç'te bulur tabii kolay olmadı oralara gitmek sahte kimlikler sahte belgeler bir şekilde kaçtı gitti ne var sanki ya sol düşünce de olduysan insanların iyiliğini düşünüyorsan illaki hapislerde mi yatman gerekiyor işte bizim memleketimizde böyle düşünce özgürlüğü yok iş özgürlüğü yok hayat özgürlüğü yok ah atam ah kapsan da şimdiki ülkemizin halini görsen.
Neyse fazla derine de almayayım işte isveç'e giden Selim orada zar zor karısıyla kızıyla buluşacağı günleri düşünerek hayal kurarak çalışarak geçirmeye çalışır kavuşurlar mı kavuşurlar ki bu kitap ortaya çıkmış. Ön sözünde okuduğum kadar yazarımız bu kitabımda hayatımdan kesitler var demekte bana kalırsa tamamen yazarımızın hayatı bir programda dinlediğimde aynen bunları anlatmıştı kalemine sağlık Zülfü Livaneli.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma
Şule Avlamazİs Kokan Zeytin Ağacı 3İs Kokan Zeytin Ağacıİs Kokan Zeytin Ağacı - 2
Herkese merhaba. Oldukça hüzünlü bir merhaba. Bu inceleme oldukça uzun sürecek gibi hissediyorum. Bakalım...
İKZA'yı ilk yazılırken Wattpad üzerinden okuyordum ama sonra hayatımda bir şeyler oldu sanırım, okumayı bıraktım. Tam da ikinci kitapta kalmışım halbuki ve geçen sene bu aylarda doğum günümde anneme aldırdım kitabı. Hediye mi alacaksın bana? İs Kokan Zeytin Ağacı'nı alır mısın dedim aldı ikisini de ama biliyorum ki kitap hüzünlü, duygusal, beni kendine bağlayacak o sebeple bekle kızım dedim bekledim. Bir sene okumadım kitaplığımdaki kitabı. Yazarı bekledim üçüncü kitap yazılsın basılsın hemen alacağım dedim ve ön siparişten aldım.
30 Ekim 2025'te elime ulaştı kitap ama ben 29 Ekim'de başladım birinci kitaba. Sonra devam ettim perşembe cuma... Birinci kitap mükemmel ötesiydi. Yusuf Agah ve Mihra'nın yeşermeye başlayan naif aşkları kalbime ilmek ilmek dolanıyordu ama her şey yavaşça solmaya başladı. Kitap oldukça gerçekçiydi ama bir saniye... Önce konudan girmem gerek. Hislerimden değil.
İs Kokan Zeytin Ağacı üç seriden oluşan askeri bir kurgu. Karahan adındaki Türk devleti yanlış tahayyül etmediysem günümüzdeki Suriye'nin yerini alan bir devlet ve tıpkı Suriye'deki iş savaş gibi ülkede bir iç savaş çıkmış durumda. Karahan devletine karşı örgütlenen İltizam Örgütü var. (Umarım o lanet örgütü doğru hatırlıyorumdur)
Baş karakterimiz Mihra Elnurova ise 20 yaşında lise mezunu öğretmen olmak isteyen üniversite sınavlarına hazırlanan bir genç kız. Şiir kitaplarına düşkün, okumayı seven, melek gibi birisi... Altı kardeşi bulunuyor. Abisi Bilal, Karahan ordusunda görevli. Mihra'dan sonra 17 yaşında ergenimiz Yasir, 16 yaşındaki ikizler Gülnar ve Ayşe, bir de 3 yaşındaki en küçükleri Sahra var. Anneleri Türk ve eski hemşire ama
Yaramaz ve mutsuz bir çocuğun oyuncakçı babanın verdiği tahta trenle değişimini ve bu trenin babayla yıllar önce ormanda kaybolan oğlunu kavuşturması anlatılmış.