Ey büyük yıldız, aydınlatacak bir şeyin olmasa yazgın ne olurdu? On yıl var ki buraya, mağarama çıkıyorsun. Eğer ben, kartalım ve yılanım olmasaydık ışığından ve yolundan bezerdin.
Fakat biz her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık. Ve bunun için seni kutsadık.
Ne o, Jane, tek bir sitemde bulunmayacak mısın bana? Acı ya da acıklı sözler söylemeyecek misin? Yüreğimi paramparça edecek, tepemi attıracak tek bir iğne batırmayacak mısın bana? Seni koyduğum yerde sessiz oturuyorsun, yorgun, ölgün bakışlarla bakıyorsun bakıyorsun bana Jane… Niyetim seni böyle yaralamak değildi hiçbir zaman. Bir insan, çocuğu gibi sevip büyüttüğü, kendi tabağından yedirip, bardağından içirdiği bir süt kuzusunun yanlışlıkla kesildiğini duysa, benim şu işlediğim yanlışlığa üzüldüğüm kadar üzülemez, bu derece içi yanamaz. Beni bağışlayabilecek misin, Jane?