Balzac'ın bu romanını bitirmeyi çok isterdim ancak başarılı olamadım. Pek tabii burada Balzac'ın kalemini eleştirmem, hatta yorumlamam bile komik olur o yüzden kitabın içeriğinden bahsedip, böyle bir eseri yarım bırakmış olmanın utancıyla uzaklaşacağım. Fransız yazar müthiş bir gerçekçilikle sınıfsal farklılıkları ve bu farklılıkların insanın içine işleyen psikolojik süreçlerini gözler önüne seriyor. Bu bahsettiğim sınıf farklılıkları yüzyıllardır değişmeyen ve sanırım asla değişmeyecek olan bir dert, kitabın klasikler arasına girmesini de şüphesiz bu dert üzerine kurulmuş olması ve sayfalardaki gerçekçi tonu sağlıyor. 1835 yılında yazılmış bir eser olarak elinize aldığınız kitabın o dönem için ne kadar cesur bir eser olduğunu anlamak güç değil. Yarım bırakma sebebime gelince, dürüst olmak gerekirse karakterlerin takibini yapmak ve Paris'de geçen bu hikayenin kültürüne ayak uydurmak benim için oldukça zordu. Kitaptaki uzun ve kesintisiz konuşma şekillerinin doğallığına hayran olsam da kendimi çok veremediğimi ve burjuva ile proleterya arasında kalmış ağdalı dili takip etme konusunda sınıfta kaldığımı söylemem mümkün. Sanırım benim için, bu kitabın okunması adına doğru zaman şimdi değildi. Yine de yarısını okumak bilr kuşkusuz, kitabın etkileyici cesaretini kavramaya yetiyor.