Başka bir zamanda tamamlamak üzere yarım bırakıyorum bu kitabı.
Dürüst olmak gerekirse Bulantı'ya çok farklı beklentilerle başladım. Varoluşsal sancılarımın bir kısmına cevap vereceğini ya da melankolik bir tavırla, daha az yalnız hissettireceğini düşünmüştüm.
Melankolik tavrı konusunda belli kı haksız değilim. Sartre bu melankolik tavrı Tanrı'nın yokluğu üzerine kurduğu varlık anlayışını anlatmak için kullanmış. Sartre'ın varlık anlayışını özetleyen bir paragrafı hem okuyacak olanlara destek olması için hem de sonradan devam ettiğimde unutmamak için ekleyeceğim;
Sartre'a göre varlık ikiye ayrılır; "Thing in itself" ve "thing for itself" olarak. Kendi başına varlık (thing in itself) nesneler dünyasını betimler. Buradaki varlıklar kendi içine kapalıdır ve kendisiyle özdeş yaratılmamıştır. Sartre'a göre varoluş özden önce gelir ancak thing in itself için bu geçerli değildir. Yani bu açıklanamaz bir durum oluşturur; sebepsiz ve izahsızdır, mutlak ve dayanıksız olarak mevcuttur.
İnsan ise kendisi için varlık (thing for itself)dir. Sadece insan özgür bir varlık oluşturur, bunun dışındaki; belirlenmiş, şekillenmiş ve bitmiş değildir. Kendisini ele verecek bir özden mahrumdur. Kavradığımızı sandığımız anda çoktan yeni bir biçime girer ve bu akışkan doğası içinde belirlenmeye, saptanmaya çalışıldığında kendi doğasını yitirecektir.
Bulantı isimli eserinde; thing in itself'lere karşı bir bulantı duyan karakter bu yolla Sartre'ın varoluş üzerine düşüncelerini somutlaştırmış oluyor.
Kitabın güzel yanlarından biri, eğer kendi hayatınızda bir bilinç akışı içerisinde kaybolduğunuzu düşündüğünüz anlar varsa anlatım diliyle kendinizi çok özdeşleştiriyorsunuz. Ancak tahmin edilebileceği gibi karakterimiz dönemin Fransa'sında yaşayan biri. Her gün kütüphaneye giriyor ve galeriler