Nos, yine beni yalnızca birkaç gündür tanıdığını unutuyordu ve bunu ona hatırlatmak benim vazifem değildi. Ben onu ezelden beri tanıyormuşum gibi davrandığımda bu gerçeği o da benim yüzüme vurmuyordu.
"Tanrı'ya inanıyor musun, Marlo?" diye sordum. İyi biri olmaya takıntılıydı. Ne kadar büyük bir kalbi olduğunu görmüyordu, hiçbir zaman yeteri kadar iyi kalpli olduğunu düşünmeyecekti, ona kaç kez söylenirse söylensin.
özenle boyadım ipliğini sevginin,
gidip de bulamamanın incinmiş rengine.
sisi gümüş bir rüzgarla tepelerden eğirdim,
dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını,
sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim.
ölümü tastamam ezberledim de geldim,
dilimde bu buruk türkü tadıyla
bilmem ki burdan nereye giderim.
sonunda kendime bir top yangın edindim,
soluğumla besledim dudağımın ucunda.
ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.
Sayfa 41 - III / kendi göğünü aramak / sis - pdf·Kitabı okuyor
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
(...) Mecazî anlamda, “Necib Fazıl’ın ölümünün sırrı”dır. Üstad Necib Fazıl kayan bir yıldızdır; veya eski bir efsaneye göre, her ölenin gökte bir yıldızı kayar… Salih Mirzabeyoğlu, kendi hayatı için çok önemli bir dönüm noktası olan bu ölümü, hece vezninde kaleme aldığı tek şiir kitabında, “Kayan Yıldız Sırrı” diye ele alır. “Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir, hikmeti çevresinde… Kitaba ismini veren “Kayan Yıldız Sırrı” şiiri ise şudur:
Göklerde kanat açmış gûya gönlümce hür kuşBen değil mi yine ben kedere hedef durmuşGizleniyor bildiğim saklambaç oyunundaBenim gölge âlemde kendisine kaybolmuş
***
Bu mahmurluk sırtımda kaplumbağa kabuğuRahatı rahatsızlık şu dünyanın seyrindeAh geçmiş ne gelecek şimdiyse uçan buğuYollar ki birbirine kavuşmanın derdinde
***
Su üstünde ürperti hep gurbetlik duygusuNakışa düşen mânâ deniz üstünde desenZamanın nabzımı tutsun diye kurduğuDalgada gölge eşya benim gözümde de sen
***
Bir kayanın üstünde bilmem böyle kaç vakitRüyâların izinde tâbirlerin peşindeYıldırım düşen levha kumaşım ki mücerretAçıktan geçen gemi yüreğim o gemide
***
Tedirgin bekleyişler berzah sırrında hapisFikir ki saklı güzel gözümde açık derinPervane çeken mihrak nisbet kurduğum akisRüyâların ötesi müjde verdi güvercin
***
Ağı germiş çoktandır yıldız köşeler cinsiGebe dumanlı dünya sancı sarınca doğumRüzgâr dinlenen dalga kıyı idrakı şimdiRuh nisbeti bir harman ışık içinde oyun!
KAYAN YILDIZ SIRRI -Şâh Eser – Şâheser-II-, 30 Ağustos 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.