"...Mevsimlerim grilerle dolu. Sanki ruhumun gözleri renk körü oldu. Kendi içimi renklendiremedikçe acının tarifini en canlı renklerle tuvale yansıtıyorum. Bu hayatıma dair bir yakarış ve isyan edip içimde sindiremediklerimin en renkli anlatımı..."
Kendi yaşamını tablolara aktaran böylece ölümsüz olmayı arzulayan Frida'yı tanımlayan cümleler bunlar.
Onca acıya ve karanlığa rağmen rengarenk olmayı başaran kadına...Belki de tüm acılarını böyle gizlediğini sanmış ;halbuki eserleri nasıl da gerçeği yansıtıyor...
Kendine özgü giyimi, saç stili, hayat görüşü, zekâsı , portreleri ile daima dikkat çekmeyi başaran, yaşarken ünlü olmuş , eserlerinin çoğu satılmış olan , tarihte iz bırakan, ülke sınırlarını aşmış olan Frida'ya, acılarına, yaşamına yakından tanıklık ettim bu kitap ile...
Yazardan daha evvel " Milenadan Mektup Var" isimli eserini okumuş ve tarzını çok sevmiştim.Kitaplarında alıntı kullanmayı tercih etmez bu sebeple karakterlerin ağzından kaleme aldığı günceler ile karakterin nasıl düşünüp hissettiğini okuyucuya aktarmayı seçer.Bu anlatımı bana biyografi tarzını sevdirdi diyebilirim.Hiç sıkılmadan okudum her iki kitabını da.
Frida hakkında bilinen kadar bilinmeyen birçok bilgi yer alıyor kitapta.Ben daha evvel hayatını okumadığım için çok etkilendim.Çocuk yaşta geçirdiği hastalığı nedeniyle vücudundaki kusurları , 1925 yılında geçirdiği acı kazayı, hayatının aşkı olarak tanımladığı ama aslında en güzel duygularının katili olan eşini,kardeşi Cristina'nın ihanetini, sanata olan ilgisini ve başarılarını okumaktan ; hayat tarzı ve birçok konudaki bakış açısı hiç bana göre olmasa da hayata renk katmayı bilen , acılarını bile süslemeyi başaran böyle güçlü bir kadını tanımaktan çok mutlu oldum.
Frida'nın yaşamını okuduğunuzda onu yargılamayacağınızı bilmeniz