• Hangi şiire başlasam suskunum sana
    Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
    Güneşte kavrulan bir kum tanesi
    Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
    Yağmura suskun yaşamaya suskun
    Haykırabilsem
    Belki bir nehir köpürebilir sesimde
    Silinebilir kuraklığın bütün izleri
    Upuzun çöller vadileşebilir içimde

    Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
    Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
    Özlüyorum seni masmavi
    Koşuyorum sana bembeyaz
    Ve kahroluyorum bir anda kapkara
    Ah oluyorum
    Of oluyorum
    Ve susuyorum
    Oysa haykırabilsem
    Işık yumağı bir pınar olur soluğum

    Hangi türküye uzansam suskunum sana
    Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
    Tut ki vurulmuşum
    Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
    Bir saçlarının rüzgarına
    Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
    Hangi dalga silebilir beni senden
    Hangi kasırga koparabilir
    Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
    Coşkuların her şahlanışında
    Sana deprem deprem susmuşum
    Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum


    Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
    Sözlerinde baskı yasası yeter
    Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
    Zafer sabahlarında gece kadar
    Bayram sabahlarında yas kadar suskun
    Böyle güzelliklere de
    Böyle suskunluklara da lanet olsun
    Al bu suskunluğumu al artık
    Al ki
    Bütün gürültüler kahrolsun

    Adnan Yücel
  • Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    Üst katında çocukluğum...
    Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz,
    limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

    Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
    Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
    Büyük bir aşk yamadım
    Hayır
    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin allahını bilirim bayım

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
    Ki uçlarından çile damlardı.
    Güneşte nane kurutmayı
    Ben acılarımın başını
    evcimen telaşlarla okşadım bayım.
    Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
    İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım

    Süt içtim acım hafiflesin diye
    Çikolata yedim bir köşeye çekilip
    Zehrimi alsın diye
    Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
    İlahiler öğrendim.
    Siz zehir nedir bilmezsiniz
    Zehir aşkı bilir oysa bayım!

    Ben işte miraç gecelerinde
    Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
    Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
    Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
    Bir şiir aradım.
    Geçen üç yıl boyunca
    Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
    Ülkem olmayan ülkemi
    Kayboluşumu aradım.
    Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
    Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
    Haroşa bir hayat bırakmak için.
    Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

    Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
    🌹
    -Didem Madak-
  • Sitede bu kitabı okuyan 39 kişiden sadece 7'si kadın. Bana inanın güzel hanımlar kitap size offside'ı anlatmıyor. Gel gelelim ben kitabı nasıl okumaya karar verdim. Bundan önce Hikaye Avcısı'nı okuyordum. Ne yazık ki bu kitap Galeano'nun son kitabı. Ölmeden önce kitapları hakkında yazdığı birkaç notu da kitabın sonuna iliştiri vermişler. Yazar Gölgede ve Güneşte Futbol için şu cümleyi kurmuş: "Okuma fanatiklerinin futbol korkularını, futbol fanatiklerinin okuma korkularını yenmelerine yardımcı olmak istedim."
    Bunun işe yarayıp yaramadığını bilemiyorum. Fakat kendim için şunu söyleyebilirim. Ben küçükken falanca takımı tutan bir çocuktum, babasıyla büyüyen bir kız çocuğu olarak kritik maçları evde babamla izlerdim. Bir gün bu kritik maçların birinin sonucunda bir haber yayınlandı ve taraftarların ölüm haberleri gazetelerde ve televizyonlarda günlerce gösterildi. O günden 2002 yılına kadar futbol maçı izlemek benim için bir travma haline geldi. Çünkü bu sporu en azından ülkemiz için çok vahşice buluyordum kaldı ki İngiltere ve İspanya gibi ülkeler bu tezimi futbol geçmişleriyle doğruluyordu ve babam bu yıla kadar arkadaşlarının evinde "kritik maçları" izliyordu. Daha sonra 2002 yılında Türkiye Dünya Kupası'nda 3. oldu. Ülke panayır yerine döndü, insanlar sokaklara çıkıp takımın zaferini tüm gece kutladı. O günden sonra sadece Dünya Kupası'nı izlemeye karar verdim. 2006 yılı biraz sıkıcı geçmişti. Bu senelerde futbol çoktan politik bir hal almıştı. Bir süre daha izlemedim. 2014 Dünya Kupası benim için milat oldu. Hollanda'yı tutuyordum. Penaltısız biten maç sayısı o kadar azdı ki, hepimiz maçların penaltılara kalması için dualar ediyorduk. Üzerimde Adidas'tan aldığım turuncu t-shirt'üm ellerimi yumruk yapmış, Arjantin maçını izliyordum. Kalede Krul'u oynatmak yerine Cillessen'ı oynatmışlardı. Adamın penaltılarda yediği golleri gidip ona yedirmek istedim. Brezilyalı kupaya sarılan amcayı ve onu Alman taraftara verişini gören birçok izleyici eminim bu adam kendi ülkesinin vatandaşıymış gibi üzülmüştür.
    Hollanda ve Rusya'yı çok seven bir birey olarak 2018 Dünya Kupası'nın Rusya'da yapılacağını duyunca havalara uçtum, ama bilet fiyatlarından mütevellit gitmek nasip olmadı. Maçları izlediğimde iyi ki gitmemişim dedim. Fransa'nın yaptıklarını gördükçe evdeki kedimle beraber tüylerimizi kabartıyor, sinirden ölüyorduk.
    Dünya Kupası süresi boyunca evde sadece maçlar üzerine konuştuk, çalışırken mola saatlerimde gündüz maçlarının bir kısmını izleyebildim.
    Bu dünyayı etkileyen spor, en azından kısa bir süreliğine de olsa benim kafamı kendisiyle meşgul ediyor. Açıkçası tarihini öğrenmekte bir o kadar tatmin ediyor.
    İlk başlarda Galeano sürekli Latin Amerika'dan ve kulüplerinden söz ediyor. Ben de şöyle bir şüphe uyandırdı: "Çok mu kafatasçı bu herif?" Ama sonrasında maçların sonuçlarına ve atılan gollere baktığımda Latin Amerika kendinden bu kadar söz ettirmeyi hak ediyor.
    Uluslararası bir spor olmasına rağmen kadın nüfusu ne yazık ki erkeklerle eşit oranda bu spora ilgi duymuyor. Benim kafam da ise futbol en azından dört senedir bir yapılan turnuvalarıyla birçok insanı bir araya getirerek, geçmişlerini unutmasını sağlıyor.
    Galeano kitabında her Dünya Kuppası'nı ayrı bir başlık altında işlemiş ve her önemli olayı bir alt başlıkta toplamış. Ana başlıklar altında dönemin sosyal, politik, dini ve daha birçok olayını anlatmış. Sömürgeciliğin özellikle, tekrar ve tekrar altını çizmeyi unutmamış. Gene google açık bir şekilde okuduğum ve kültürlenerek keyif aldığım bir kitap oldu.
    Umarım okursunuz güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
  • "Hangi şiire başlasam suskunum sana
    Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
    Güneşte kavrulan bir kum tanesi
    Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
    Yağmura suskun yaşamaya suskun
    Haykırabilsem
    Belki bir nehir köpürebilir sesimde
    Silinebilir kuraklığın bütün izleri
    Upuzun çöller vadileşebilir içimde

    Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
    Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
    Özlüyorum seni masmavi
    Koşuyorum sana bembeyaz
    Ve kahroluyorum bir anda kapkara
    Ah oluyorum
    Of oluyorum
    Ve susuyorum
    Oysa haykırabilsem
    Işık yumağı bir pınar olur soluğum. "

    *Adnan Yücel*
  • 1930'da Albert Camus, Racing Universtaire d'Alger takımının kalesini koruyan melekti. Çocukluğundan beri kaleci olarak oynamaya alışmıştı, çünkü orada ayakkabıları daha az eskiyordu. Fakir bir ailenin çocuğu olan Camus için sahalarda koşmak bir lükstü. Her gece büyükannesi ayakkabılarının tabınını kontrol eder, eskimiş bulursa onu döverdi.
    Eduardo Galeano
    Sayfa 100 - Can Sanat Yayınları
  • Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    Üst katında çocukluğum...
    Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz, 
    limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

    Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
    Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
    Büyük bir aşk yamadım
    Hayır 
    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin allahını bilirim bayım

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
    Ki uçlarından çile damlardı.
    Güneşte nane kurutmayı
    Ben acılarımın başını
    evcimen telaşlarla okşadım bayım.
    Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
    İnsan kaybolmayı ister mi? 
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin 
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım

    Süt içtim acım hafiflesin diye
    Çikolata yedim bir köşeye çekilip
    Zehrimi alsın diye
    Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
    İlahiler öğrendim.
    Siz zehir nedir bilmezsiniz 
    Zehir aşkı bilir oysa bayım!

    Ben işte miraç gecelerinde 
    Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, 
    Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, 
    Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
    Bir şiir aradım.
    Geçen üç yıl boyunca
    Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
    Ülkem olmayan ülkemi
    Kayboluşumu aradım.
    Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
    Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
    Haroşa bir hayat bırakmak için.
    Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

    Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem 
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı, 
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya, 
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak, 
    Öyle kötü kokan, 
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
  • Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    Üst katında çocukluğum...
    Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz, 
    Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

    Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
    Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
    Büyük bir aşk yamadım
    Hayır 
    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin allahını bilirim bayım

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
    Ki uçlarından çile damlardı.
    Güneşte nane kurutmayı
    Ben acılarımın başını
    evcimen telaşlarla okşadım bayım.
    Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
    İnsan kaybolmayı ister mi? 
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin 
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım

    Süt içtim acım hafiflesin diye
    Çikolata yedim bir köşeye çekilip
    Zehrimi alsın diye
    Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
    İlahiler öğrendim.
    Siz zehir nedir bilmezsiniz 
    Zehir aşkı bilir oysa bayım!

    Ben işte miraç gecelerinde 
    Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, 
    Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, 
    Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
    Bir şiir aradım.
    Geçen üç yıl boyunca
    Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
    Ülkem olmayan ülkemi
    Kayboluşumu aradım.
    Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
    Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
    Haroşa bir hayat bırakmak için.
    Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

    Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem 
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı, 
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya, 
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak, 
    Öyle kötü kokan, 
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!

    Didem Madak