inşallah varmak istediğimız gelecekte bir sürü güzellik durmadan saatini kontrol edip bizi bekliyordur.
Sessiz günler geçiriyoruz, ses getirecek yarınlar için.
Alıntı
Reklam
​Herkese keyifli okumalar ve güzel bir gün dilerim.
​Küçük bir haberi sizlerle paylaşmak istedim. Kaleme aldığım Islahat ve Metazori isimli kitaplarımda şu anda %25’lik bir indirim dönemi başladı. ​Eğer bu aralar kitaplığınıza yeni hikayeler eklemeyi düşünüyorsanız ya da bu iki eserim uzun süredir listenizdeyse, şans vermek için güzel bir fırsat olabilir. Kitaplarımı okuyan, kütüphanesine ekleyen veya incelemeleriyle bana destek olan tüm okurlara şimdiden çok teşekkür ederim. ​Keyifli keşifler, bol kitaplı günler. kitapyurdu.com/yazar/selahatti... Islahat Metazori Selahattin Tomar
1000Kitap
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗Süleyman’ın ölümünü takdir edip canını aldığımızda, son derece ağır işlerde çalışan cinler, onun öldüğünü ancak üzerine dayandığı değneğini kemiren bir ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler. Değnek kırılıp Süleyman yere yıkılınca anlaşıldı ki, eğer cinler gerçekten duyularının ötesinde olup bitenleri bilmiş olsalardı, Süleyman öldüğü halde, kendilerini böyle zelil ve perişan eden ağır işleri yapmaya devam etmezlerdi. 14 #Tefsir: 📖 📖 Hz. Süleyman, kıyamda uzun uzun durarak Allah’a ibâdet ederdi. Bir değneği vardı, ona dayanarak Rabbinin huzurunda dururdu. İşte böyle bir ibâdeti sırasında değneğe dayanmış dururken vefat etti. Değneğe dayandığı için Allah’ın bir kudret tecellisi olarak vücudu olduğu yerde kaldı. Böylece günler, belki de aylar geçti. Askerleri ve emrinde çalışan cinler onu ibâdette zannediyor, eski vazife ve hizmetlerine devam ediyorlardı. Ağaç kurdu değneği kemirip çürütünce Hz. Süleyman’ın cansız bedeni yere düştü. İşte o zaman cinler onun öldüğünü anladılar. Böylece cinlerin gaybı yâni duyularının ötesinde kalan varlık sahasını bilmedikleri ortaya çıktı. Eğer gaybı bilselerdi, Hz. Süleyman’ın öldüğünü hemen fark edecek ve yapmakta oldukları onur kırıcı angarya işleri yapmaya devam etmeyeceklerdi. Kur’an’ın beyânına göre müşrikler cinleri Allah’a ortak koşuyor, onları Allah’ın çocukları olarak kabul ediyor ve onlara sığınıyorlardı. (bk. En‘âm 6/100; Saffât 37/158; Cinn 72/6) Yine onlar, cinlerin gaybı bildiklerine inanıyor ve gayb bilgisini elde edebilmek için onlara yöneliyorlardı. İşte Allah Teâlâ, Hz. Süleyman’ın vefatı münâsebetiyle verdiği canlı bir misalle cinlerin gaybı bilmediklerini beyân ederek müşriklerin saplandıkları bu inançların tamamen asılsız ve yanlış olduğunu bildirir. Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman’ın
MEŞGULİYETİN NEYSE, SEN OSUN İmam-ı Gazâlî’nin şu sözü üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir: “Kendini tanımak istersen, meşguliyetlerine bak. Meşguliyetin neyse, sen osun.” İnsanlar çoğu zaman kendilerini tarif ederken unvanlarını, makamlarını, sahip oldukları malları veya söyledikleri güzel sözleri anlatırlar. Oysa insanı anlatan şey söyledikleri değil, ömrünü neyle tükettiğidir. Bir insanın günü neyle geçiyorsa, gönlü de büyük ölçüde onunla meşguldür. Çünkü vakit, insanın en kıymetli sermayesidir. İnsan değer verdiği şeyi zamanıyla besler. Sürekli para konuşan, para düşünen ve bunun için yaşayan biri zamanla servetinin esiri olur. Sürekli makam peşinde koşan kişi makamın kölesi haline gelir. Sürekli başkalarının kusurlarıyla uğraşan kişi ise kendi kusurlarını görmez hale gelir. Şöyle bir durup kendimize soralım: Gün içerisinde en çok neyi düşünüyoruz? En çok neyi konuşuyoruz? Boş vakitlerimizi neyle dolduruyoruz? Telefonumuzda, sosyal medyada, sohbetlerimizde, toplantılarımızda en fazla yer verdiğimiz şey nedir? Bu soruların cevabı aslında kim olduğumuzun da cevabıdır. Bir müminin meşguliyeti Allah’ın rızası olmalıdır. Namazla, ilimle, iyilikle, hizmetle, aileyle, hayırla ve insanlara faydalı olmakla meşgul olan kişinin kalbi de zamanla güzelleşir. Çünkü insan uğraştığı şeyin rengini alır. Demir ateşin içinde kalınca kızarır. Gül bahçesinde dolaşan gül kokar. Çamura giren ise çamur lekesiyle çıkar. İnsan da böyledir. Sürekli bulunduğu ortamın, ilgilendiği işlerin ve meşgul olduğu düşüncelerin izlerini taşır. Bugün birçok insan yorgun, huzursuz ve mutsuz. Bunun sebeplerinden biri de kalbi beslemeyen meşguliyetlerin çoğalmasıdır. Saatlerce ekran başında vakit geçirip birkaç dakikasını bile Rabbine ayıramayan bir insanın iç huzuru bulması kolay
Din İslam
Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim. Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum. Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine çerçevesine sığmayan munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran Zaman'ı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını
Reklam
Reklam