HİSSİZ - O'nun Benimle Bir Derdi Var
Tür: Edebi roman / Psikolojik – İlişkiler Hedef Okur: – Duygusal ama yüzeysel metinlerden yorulmuş okur – İlişkilerde kendini kaybeden, susarak kalan insanlar – Modern Türk edebiyatında “iç ses” arayanlar KISA TANITIM Kudret, sevilmeyi bilen ama kendisiyle kalamayan bir adamdır. Ati ise gitmekle kalmak arasında sıkışmış, kalabalıkların içinde yalnızlaşmış bir kadın. Bu roman; ayrılıkların, barışmaların ya da mutlu sonların hikâyesi değildir. Hissiz Hissiz Hasan Gürkan Işık Bu roman, kalıp kaybolmanın, susarak eksilmenin ve acıyı seçtiğini fark edememenin hikâyesidir. HİSSİZ, okuru taraf tutmaya değil; kendine bakmaya zorlayan bir anlatıdır. Mağduriyetle acı arasındaki farkı sorgular. Ve şu soruyu sessizce okurun önüne bırakır: “Acıyı mı yaşadık, yoksa acıyı mı seçtik?” TEMALAR
1000Kitap
Harname
Nice câhil ki iki lafz ile âlim görünür, Meydan-ı cehlde dahi kendüye üstâd görünür. Günümüz Türkçesi: Öyle cahiller vardır ki iki söz öğrenince kendini âlim sanır; cehaletin ortasında bile kendini usta gibi gösterir.
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir Fuzûlî Gazeli (Günümüz Türkçesi)
Bende Mecnun’dan daha çok âşıklık yeteneği vardır. Sevgide, sadakat gösteren âşık benim, Mecnun’un ancak adı var. Gözbebeğim kan dökmekte usta olsa ne olacak. O kabiliyetli bir tohumdur ve süzgün bakışın (gamzen) gibi bir üstadı var. Eğer Leylâ’nın Mecnun’u Şirin’in Ferhad’ı varsa, Senin de benim gibi bir âşığın var. Bununla iftihar et. Ey gül! Ben temkinli, sabırlı bir insanım, beni bülbüle benzetme. Onun derde tahammülü yok, her an bin feryad eder. Halim öyle kötü ki, devrin zulmünden dolayı kimin gönlü kederliyse, Benim halimi görünce neşelenir. (kendi haline şükreder) Ey gönlümün kuşu! Aşk göğünde gafil gezme. Çünkü bu sahranın (aşk sahrası) yolu üzerinde çok avcı var. Ey Fuzulî! Nasihatçının aşkı engellemesini kabul etme. Onun nasihatı aklın tedbiridir, sanma ki bir temeli var. Alıntıdır: siirparki.com/fuzuli8.html
Filim tavsiyeleri
anon (2018) anonim - andrew niccol’ün (gattaca, truman show) elinden çıkma cyberpunk distopya. clive owen bıkkın dedektif rolünde, film boyunca “ulan black mirror’da da vardı bunun aynısı” dedirtiyor. - herkesin gözüne “eye” implant takıldığı, her anın kaydedildiği, silinemediği bir dünya. suç neredeyse yok olmuş, ta ki birisi bu kayıtları hackleyip silmeye başlayana kadar. anonim kalmak en büyük suç haline geliyor. mahremiyet diye bir şey kalmamış resmen. - black mirror manyakları burayı bayılarak izler. özellikle “the entire history of you” bölümüyle birebir aynı damarda: her şey kaydediliyor, silinmiyor, sorgulanıyor. izlerken “biz de oraya gidiyoruz” tedirginliği tavan yapıyor. - görseller çok başarılı; o mavi holographic arayüzler, chief coroner sahneleri, augmented reality katmanları insanın gözünü alıyor. araba kovalamacaları ve silahlı sahneler de cabası. - amanda seyfried “the girl” olarak soğuk ve gizemli duruyor, clive owen’la kimyaları idare eder. ama sonlara doğru tempo biraz düşüyor, her şeyi sıkıştırmaya çalışmış hissi veriyor. - tema olarak çok güçlü: gözetim toplumu, veri gizliliği, mahremiyetin ölümü. günümüz telefonları + sosyal medya + ai ile birleşince film 2018’de çekilmiş gibi değil, 2026’da çekilmiş gibi duruyor. - clive owen sevenler kesinlikle izlesin. bilim kurgu-gerilim sevenlere 1.5 saatte keyifli bir seyir. bence 6.5/10, konsepti sağlam ama black mirror kadar vurucu değil. - netflix’te denk gelirseniz kaçırmayın. “her şey kaydediliyor” teması sevenler bayılır.
Tarih kör bir tekerrürden ibarettir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Atatürk tarafından rafa kaldırılan çoğulcu demokrasiyi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde kesintisiz hüküm süren Erdoğan bile raftan indirmedi. Yaşanan tarihsel olay (1922'de emperyalizme karşı askeri zafer ya da modern dönemde askeri/bürokratik vesayete, darbe girişimlerine karşı kazanılan siyasi zaferler) o kadar büyük ve kutsaldır ki, onun etrafında kurulan anlatı tartışılamaz hale getirilir. Büyük zaferin sahibi olan kurucu iradeye muhalefet etmek, sıradan bir siyasi rekabet olarak görülmez; doğrudan "zafere, devlete veya milletin varoluşuna ihanet" olarak kodlanır. 1920'lerde muhalefet "devrim karşıtı/mürteci" olarak tasfiye edilirken, günümüz popülizminde "yerli ve milli olmamakla" veya "vesayetçilikle" suçlanarak oyun dışı bırakılır. 1920'ler (Yukarıdan Aşağıya): "Halka rağmen halk için." Meşruiyetini geçmişteki askeri başarıdan alır. Amacı, toplumu dönüştürmek, sekülerleştirmek ve kurumları sıfırdan inşa etmektir. Halkın rızası bir önşart değildir, gelecekte ulaşılacak bir hedeftir. 2000'ler (Aşağıdan Yukarıya/Popülist): Meşruiyetini sürekli yenilenen sandık zaferlerinden alır. Amacı, eski seküler elitlerin kurumlarını tasfiye ederek muhafazakar bir hegemonya kurmaktır. Gücünü "tarihsel olarak ezilmiş çoğunluğun sesi" olma iddiasından devşirir. Günümüz siyasal İslamcı pratiğinin, 1920'lerin o katı merkeziyetçi ve devlet odaklı gücü tek elde toplama teknolojisinden yapısal bir miras devraldığı söylenebilir. Türkiye siyasetinde her gelen güç grubu, bir öncekini "otoriterlik" ile suçlayarak gelir ancak gücü konsolide ettiği anda, devletin o genetik koduna dönüşür: "Büyük bir tehlikeyi savuşturduk, o halde tüm güç bende toplanmalı." Kurucu elitlerin devleti korumak adına çoğulculuğu feda etmesi,
Tarih
Eski insanlar birer ilaçtı. Günümüz insanları ise devasız birer dert!...
Duygu ve Düşünce