Camdan Çağın Ağıtı
Göğün alnına asılmış dev ekranlarda
gün batımı bile reklam aralarına bölünüyor artık.
Bir serçenin kanadında taşıdığı sessizlik,
kabloların uğultusunda yolunu kaybediyor.
Şehir, kendi gölgesini yiyen bir yaratık gibi
betondan dişleriyle zamanı kemiriyor.
Parkların yerinde yükselen kuleler,
rüzgâra unutmayı öğretiyor.
İnsanlar var;
ellerinde dünyanın bütün sesleri,
yüreklerinde birbirlerine ulaşamayan birkaç kelime.
Parmak uçları ışıkla dolu,
bakışları karanlık koridorlar gibi uzun ve ıssız.
Bir çocuk,
ekranın mavi kıyılarında oyuncak gemiler yüzdürürken
gerçek denizin tuzunu bilmiyor.
Bir yaşlı,
anılarını şarj kablosuna benzer ince bir umutla
yarına bağlamaya çalışıyor.
Ve bilgi,
bir zamanlar dağlardan doğan berrak bir nehirken,
şimdi binlerce aynaya çarpıp parçalanan
şaşkın bir ışık sürüsü.
Hakikat, kalabalığın ortasında
Camdan Çağın Ağıtı
Göğün alnına asılmış dev ekranlarda
gün batımı bile reklam aralarına bölünüyor artık.
Bir serçenin kanadında taşıdığı sessizlik,
kabloların uğultusunda yolunu kaybediyor.
Şehir, kendi gölgesini yiyen bir yaratık gibi
betondan dişleriyle zamanı kemiriyor.
Parkların yerinde yükselen kuleler,
rüzgâra unutmayı öğretiyor.
İnsanlar var;
ellerinde dünyanın bütün sesleri,
yüreklerinde birbirlerine ulaşamayan birkaç kelime.
Parmak uçları ışıkla dolu,
bakışları karanlık koridorlar gibi uzun ve ıssız.
Bir çocuk,
ekranın mavi kıyılarında oyuncak gemiler yüzdürürken
gerçek denizin tuzunu bilmiyor.
Bir yaşlı,
anılarını şarj kablosuna benzer ince bir umutla
yarına bağlamaya çalışıyor.
Ve bilgi,
bir zamanlar dağlardan doğan berrak bir nehirken,
şimdi binlerce aynaya çarpıp parçalanan
şaşkın bir ışık sürüsü.
Hakikat, kalabalığın ortasında
Saçlarıma düşen beyazlar zorluklardan yıldızlara uzanırken yanımda olmanı diledim. Hâlâ severken siyahı ve çiçekleri, denizi, ormanı, cümle kâinatı içimde barındırırken nefesime ortak olmanı diledim. Öperken dudağını, içimdeki nefesin sen olduğunu bil istedim. Bakışınla ölürken bil istedim, içimdeki kilitli sayısız demir kapıyı sana açarken;
Her birinin ardında yıllarca sakladığım korkuların, yarım kalmış sevinçlerin ve adını koyamadığım özlemlerin yaşadığını bil istedim. Sana uzanan ellerimin yalnızca tenine değil, kaderine de dokunmak istediğini; bir akşamüstünün sessizliğinde omzuna düşen gölge, en uzun gecelerinde uykuya varmadan önce aklına gelen son düşünce olmak istediğini bil istedim.
Zaman yüzüme ince çizgiler işlerken, mevsimler adımı unutup geçerken, içimde büyüttüğüm bahçenin en inatçı çiçeğinin sen olduğunu bil istedim. Yağmurun toprağa kavuşması gibi, denizin kıyıya her seferinde yeniden varması gibi, sana dönüp duran bir yanım olduğunu bil istedim.
Eğer bir gün sesim rüzgârın içinde kaybolursa, kelimelerim eksik kalırsa, gözlerime bakıp anlayabilesin istedim.Nefesinden uzak yaşlanmaya Gönül razı değil…
Bu dünyaya gelip gitmemizin kazancı nerde?
Ömrümüzün umut ipliği ne oldu, nerde?
Bu feleğin çemberinde nice temiz canlar
Yandı kül oldular, hani dumanları, nerde?