“İçimizde yükselen bir önseziyle yüzümüzü keder kapladı; içimizden kurbanlar verecektik bu gece. Zafer kazanan bir ordunun bile ölüleri ve yaralıları olurdu. Führer de söylemişti bunu. Aslında hiç kimse sonunun ne olacağını kestiremiyordu. Ölenler olacaktı ve onlar gömülecekti. Ama tehlikeye rağmen- hiç kimse kendisini bu durumda düşünmek istemiyordu. Binlerce insanın başına gelmişti bu felaket, ama kendisinin başına gelmeyecekti. Ve her birimiz, duyduğumuz korku ve kuşkuya karşın konuşmalarda bu noktaya saplanıp kalıyorduk. Hatta yıllardır
kendilerini feda etmeye hazır bir biçimde yetiştirilmiş olan «Hitler Gençliği» bile birkaç saat sonra başlarına nelerin
gelebileceğini kestiremezlerdi. Hayır, inanamıyordum buna! İnsan bir fikrin heyecanını duyar ve bütün düşünce sistemini buna göre kurabilir, kendini tehlikeye atar, ama en kötü olasılığa inanası gelmez. Yoksa insan kaçar, hem de bütün gücüyle kaçar, hatta yakalanacağını kesin olarak bilmesi de kaçmasına engel olmaz.”
“İnsan korktuğu
zaman annesini düşünüyor; saldırıya geçeceğimiz günün arifesinde içimdeki korkunun gittikçe büyüdüğünü hissediyordum. Uzaktaki aileme, özellikle anneme bunalımımdan söz etmek ihtiyacını duyuyordum. Yazıyla bunu daha kolaylıkla dile getirebilirdim.”