Kitap o kadar güzel ve akıcı bir dille anlatıyor ki her sayfada kendimize dair bir şey buluyoruz , Peygambere (s.a.v) olan sevgiyi kat kat daha da artıyor ve yaşadığı acılara sanki şahit oluyoruz gibi hissettiriyor, hakikaten kitabı okurken şahsen kendi dertlerime dert yanmaktan utandım benim ki de dert mi? Dedim . Allah Resulü bile bu kadar şey yaşamış üzülmüş, üzmüşler yani akla gelebilecek her şeyi yaşamış ben kimim ki bu kadar dünya uğruna kendimi heba ediyorum, ben gerçekten aciz bir insanmışım dedim . Yani kitabı ancak okuyanlar hisleri duygu yoğunluğunu anlayabilir şiddetle tavsiye ederim Allah bu çalışmayı yapanlardan razı olsun. Selametle...
Macera bu kitapta olan hızıyla devam etti. Millie'nin artık bir ailesi var ve artık tek başına bir şeylerle mücadele etmiyor buna sevindim.
Elimden geldiğince spoiler vermeden anlatmaya çalışacak olursam Millie'nin çocuklarinin da Enzo ve Millie gibi olması bence çok güzeldi. Özellikle Millie'nin kızı Ada'nın henüz 11 yaşındayken bile yardima ihtiyacı olan bir kadına yardım etmek istemesi çok tatlıydı. Ve Tanrım! Nico'nun yaşadıkları cidden çok travmatikti ona çok üzüldüm. Enzo'nun karısını aldattığını düşünmeye başlamışken olayların tepe taklak olup ters köşelerden artık beşgene dönmüş olabilirim.
Kesinlikle bu kitap da çok güzel. Tavsiye ederim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kadın hikâyeleri okumayı çok seviyorum. Çünkü bir kadının hayatını okurken yalnızca bir karakteri değil; umutlarını, kırgınlıklarını, vazgeçişlerini, yeniden ayağa kalkışını ve bazen de koca bir dönemin izlerini okuyorsunuz.
Bu romanda Eylem, Lale, Su ve Nazlı'nın birbirinden farklı ama bir o kadar da tanıdık hayatlarına konuk oluyoruz. Her birinin kalbinde sakladığı acılar, kayıplar, hayal kırıklıkları ve yeniden yeşeren umutlar var. Sayfalar ilerledikçe onların hikâyesini okumuyor, adeta onlarla birlikte yaşıyorsunuz.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de sadece bireysel hayatlara odaklanmamasıydı. Darbe yıllarından pandemi dönemine kadar uzanan toplumsal olaylar, karakterlerin yaşamına öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki, kendinizi bir ailenin ve bir ülkenin değişimine tanıklık ederken buluyorsunuz.
Müge Acar kalemi ise oldukça zarif. Sade ama duygu yüklü anlatımı sayesinde hiçbir cümle yorucu gelmiyor. Bazı satırlarda durup düşünmek, bazı satırlarda ise boğazınızın düğümlendiğini hissetmek mümkün.
Dantel, bana bir kez daha şunu hatırlattı: En güçlü insanlar, en çok yara almış ama buna rağmen sevgiden ve umuttan vazgeçmemiş olanlardır. Tıpkı bir dantel gibi... En güzel desenler, sabırla ve emekle ilmek ilmek işlenir.
Kadınların iç dünyasını, aile bağlarını, dostluğu, mücadeleyi ve hayatın tüm kırılganlığına rağmen yeniden filizlenen umudu anlatan romanları seviyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin. Ben severek okudum. Keyifli okumalar...
Kısa ve akıcı. Çok özel bir kitap olduğu söylenemez. Sinema tadında bir hikayesi var. Bölüm başlarındaki alıntılar güzeldi.
Aşk rasyonel olanın sessizce çöktüğü noktada başlar.
Bir kitabı okurken benim için belirleyici olan, anlatılanların ahlaki sınırları ya da karakterlerin tercihleri değildir. Ben, bir metnin taşıdığı ebedi derinliğe ve yazarın o evreni nasıl inşa ettiğine bakarım. Goethe’nin Genç Werther'in Acıları adlı eseri, tam da bu yönüyle beni içine çeken, tutkulu ve melankolik bir yolculuktu.
Goethe'nin kalemi, betimlemeleri ve kurduğu dil gerçekten çok etkileyici. Ancak dürüst olmam gerekirse, kitabın akıcılığı konusunda biraz zorlandım. Eserin çevirisinden kaynaklanan pürüzler mi, yoksa kurgudaki kopukluklar mı emin değilim; ama kitap oldukça kısa olmasına rağmen bitirmem üç günümü aldı. Tabii bu okuma sürecinde, o döneme denk gelen yoğun iş tempomun (karne işleri ve benzeri sorumluluklar) da üzerimde ciddi bir etkisi oldu.
Yine de bu deneyim benim için çok kıymetliydi. Goethe’nin kaleminden okuduğum bu ilk eser, yazarın neden dünya klasikleri arasında başı çektiğini bana gösterdi. Çevirinin ya da kurgusal yapının yarattığı o ufak tefek pürüzleri bir kenara bırakırsam, Werther’in o sarsıcı dünyasında iz bırakan bir edebi derinlik bulduğumu söyleyebilirim.
Edebiyatın "doğru" olanla değil, "güzel" olanla ilgilenenler için Werther, üzerinde durulması ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt. Şimdi aklımda şu soru var: Goethe’nin diğer eserlerinde bu edebi derinlik nasıl bir form kazanıyor?
Her kadının bir gün mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan biri
Bu kitap sadece okunup geçilecek bir kişisel gelişim kitabı değil; içinde yer alan uygulamalar, 21 günlük çalışmalar ve farkındalık egzersizleriyle insanı kendine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Bana göre kitabın en güzel yanı, hayatın koşuşturması içinde unuttuğumuz kadın yanımızı, kendimize değer vermeyi ve özümüzü yeniden hatırlatmasıydı. Bir kadının hayatını dengeye alabilmesine, kendini yeniden keşfedebilmesine ve içindeki gücü fark edebilmesine katkı sağlamayı amaçlayan bir kitap.
Ben bu tarz kitapları bir kere okuyup rafa kaldırmayı sevmiyorum. Zaman zaman açıp bazı bölümlerini tekrar tekrar okumak, üzerine düşünmek ve uygulamalarını hayatıma dahil etmek bana daha faydalı geliyor.
Her sayfasına katılmak zorunda değilsiniz ama kendinizden mutlaka bir parça bulacağınıza inanıyorum. Kendine dönmek ve kendisi için bir adım atmak isteyen tüm kadınlara gönülden tavsiye ederim. Keyifli okumalar...