Evlerin musluklarından bu değerli sıvının bir damlasının bile akmayacağı doktorun karısının aklına gelmemişti.
İşte, uygarlığın kusuru bu.
Evimizin musluğundan akan suyun rahatlığına alışıyoruz.
Bunun olabilmesi için dağıtım vanalarını açıp kapatan birilerine, elektrik enerjisi ile çalışan barajlara, suyun debisini ve rezervini düzenleyen bilgisayarlara ihtiyaç duyulduğunu ve bütün bunlar için gören gözler bulunması gerektiğini unutuyoruz.
Bir gözüm doygundur, yalan bakar.
Bir gözüm çocuktur, bilmez.
Bir gözüm dinleniktir, utanir.
Bir gözüm sevinmeyi bilmek için sevinmez.
Bir gözum gördügünce caygindir.
O bir gözüm altı olur, eksilmez.
PAY
Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
İnanirdim saadetli yolculuklara.
Adalar var zannederdim güneşli , mavi, dertsiz.
Bütün hızımla koşardım dalgalara.
O zaman beni görseydiniz.
Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
Beni o zaman görseydiniz
Siz de gelirdiniz peşimden.
Ama şimdi şu aksam saatinde
Son liman kendim, bu döndüğüm ,
Bilmiş , bulmuş, anlamış.
Hatirimda, bir vakitler güldügüm.
Yoluna can serdigim o kaçış.
Şimdi , şu aksam saatinde
Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,
Gözlerin doymayan sahilinde.
Bildiğini bildirmek için
Bilmeme’yi öğrenmelisin.
Tam kalasın diye.
Hepsinin gelmesini bekleme,
Sen var olasın diye.
Bir kişi gelmeyecek,
Sen, bir olasın diye.
-Özdemir Asaf-