8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 14:06
Kitap’ın Yolcuları, Olga Tokarczuk 224 Sayfa, Timaş Yayınları Yol ile, yolculuk ile, bu yolculuğun yolcular üzerindeki değişimleri üzerine kitaplar okumaya bayılıyorum. Sonu nereye varırsa varsın her bir yolculuk insanda bir şeyler değiştirir, dönüştürür. Başlangıçtaki sen ile yolculuk bittiğindeki sen aynı değilsindir artık. Bir nevi kitap okumak gibi olduğunu düşünürüm. Bu kitapta da zorlu geçen bir yolculuk var. Şu şekilde konusu ise; Katolikliğin yasal olarak kabul edilmesinden sonra, Fransa’dan bir kaç protestan yola çıkar. Bu yolculukta amaç yüzyıllardır saklanan Kitap’a ulaşmaktır. Bu kitap bulunduğunda dünyanın geleceği etkilenecektir onlara göre. Bu kitap Pireneler’de bulunmakta ve yolculuk hiç de kolay olmayacaktır. Sarp yollardan, güç geçitlerden geçmeli, tanımadığınız kişilere güvenmek zorunda kalmalı ve yolda karşınıza çıkacak tüm zorluklara göğüs germelisinizdir. Peki bu yolculukta kimler var? Nişanlısı tarafından terk edilen Veronika, simya bilimiyle uğraşan bir Marki, de Berle ismindeki bir zengin soylu ve yanından hiç ayırmadığı sarı köpeğiyle dilsiz arabacı Gauche. Ortak amaçları Kitap’ı bulmak olan bu birbiri ile alakasız dört kişi neler yaşayacaktır acaba? Bazen bir maceraya dönüşse de bu yolculuk onlar için iki türlü de büyük bir değişim olacaktır. Hem onların kaderlerinde hem de diğer tüm insanlığın kaderinde.. Oldukça keyifli bir yolculuk hikayesiydi Kitap’ın Yolcuları. Nobel ödüllü yazar ile de ilk tanışma kitabım oldu. Cümlelerin akıcılığı ve anlamlarıyla , olaydan ziyade yolculuğun değerini anlatan etkileyici bir öyküydü. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı kesinlikle düşünüyorum. Kaliteli, edebi, leziz bir kitaptı. Edebiyatı seven, sonuçtan ziyade süreç odaklı okumalar yapmaktan hoşlanan tüm okurlara yürekten tavsiye ederim Kitap’ın
Edebiyat
Kitap’ın YolcularıOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 20251,077 okunma
7/10
·576 syf.··
2026 6. kitabı
öncelikle bu evreni çok seviyorum. evrenin havası, işlenişi çok güzel. birinci kişi ağzından, akıcı bir yazım diliyle anlatılıyor her şey. kitabın başında sürekli bir belirsizlik içinde olup oradan oraya savruluyoruz, bu bir noktadan sonra okurken sıktı. yine de ilerlemeye devam edince -300lü sayfalarda- olaylar ilerlemeye başladı ve kitap akıcı bir hâle geldi. su lorduna üzüldüm çoğu zaman, onun yalnızlığını hissetmek kötü hissettirdi. son 100 sayfasında yaşanan olaylar ise beni çok heyecanlandırdı. bu tarz kitaplarda güç savaşlarının olmasını seviyorum.
Krallar ve SoytarılarıN. G. Kabal · Martı Yayınları - Özel Yayın · 20217,2bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·136 syf.··
2026 52. kitabı
Byung-Chul Han’ın Zamanın Kokusu adlı eseri, modern insanın zamanla olan sancılı ilişkisini geleneksel "hızlanma" teorilerinin ötesine geçerek ele alan, sarsıcı bir çağ eleştirisidir. Kitap, günümüz dünyasındaki krizin sadece her şeyin çok hızlı akmasından değil, zamanın kimyasal ve yapısal olarak bozulmasından kaynaklandığını savunur. Genellikle modern çağ dendiğinde akla gelen ilk şey "hız" olur. Ancak Han, kitabın hemen başında ezber bozan bir tespitte bulunur. Bugünün zaman krizi bir hızlanma krizi değildir. Hızlanma çağının çoktan bittiğini belirten yazar, içinde bulunduğumuz durumu diskroni (zamansal bozulma/aksaklık) olarak tanımlar. Zaman, artık geçmişten geleceğe doğru akan anlamlı bir nehir ya da bir çizgi değildir. Zaman parçalanmış, minik anlara ve noktalara bölünmüştür. Her bir an, kendi içine kapalı birer "nokta" haline gelmiştir. Han buna zamanın atomlaşması diyor Eskiden zamanın bir ritmi, bir töreni veya bir yönü vardı (örneğin dinsel zaman, tarihsel ilerleme zamanı). Nokta-zaman haline gelen günümüz zamansallığında ise bir yön yoktur. Zaman adeta amaçsızca kendi etrafında dönüp durmaktadır. Hayatın çok hızlı aktığı yönündeki yaygın his, aslında zamanın yapısal olarak tutunacak bir çapa bulamamasından, yani yönünü kaybetmesinden kaynaklanır. Bir yere varmayan, ritmi olmayan bir zaman, insana kaçıp gidiyormuş hissi verir. Kitaba adını veren "Zamanın Kokusu" metaforu, felsefi anlamda süreçsel derinlik, süreklilik ve anlam ile ilgilidir. Bir şeyin kokusunun olabilmesi için onun havada kalması, durması ve bir süreye sahip olması gerekir. Nokta haline gelmiş, bir diğer anın hemen üzerine basıp geçtiği dijital ve enformasyon çağında zamanın "kokusu" kalmamıştır. Han'a göre anlatılar zamana koku verir. Dinler, mitler, büyük ideolojiler veya kişisel yaşam
Zamanın KokusuByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20181,384 okunma
Düsüncelerimiz
Puan vermedi·232 syf.··
2026 1. kitabı
Bu kitabı okuduğumda düşüncelerimin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Düşüncelerimi değiştirdiğimde davranışlarım değişmeye başladı. Kişinin bana davranışı değişti Düşüncelerimizi olmasini istediğimiz şeyler icin kullanabiliriz Farkettigim bir.sey de istemediğim düşünce geldiginde onu gerçekleştirecek olay silsilesi oluşuyor. Düşüncemi isteklerim icin kullanabilirim .o zamanda onlar icin olaylar silsilesi gerçekleşiyor. Değişmeye hazır olmak Kendimizi onaylamak Mesela kendimi onaylıyorum kelimesi bana iyi geldi başka birisinin onayına aramamk o kadar guzel ki Bir de direnclerimi farkettim bir şeyi istemediğimde ona direnç oluşturduğumu anlayabildin Bir yere gitmek istemeyince oraya geç gitmek Ertelemek bunlar bir.direncti Düşüncelerimiz önemli onları istediğimiz şeyleri düşünerek oluşturabiliriz
Düşünce Gücüyle TedaviLouise L. Hay · Altın Kitaplar · 20204,871 okunma
2/10
·125 syf.··
2026 44. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:12
Orhan Kemal, bu romanda toplumsal cinsiyet rollerini altüst etme iddiasıyla yola çıksa da aslında felsefi ve edebi olarak bu iddianın altında ezilen kaba bir yer değiştirme denemesi sunuyor. Sistemdeki eril ve mülkiyetçi kodlara hiç dokunmadan sadece etiketleri değiştirdiği için, ortaya yaşayan karakterler yerine yazarın elinde oynayan yapay kuklalar çıkıyor. Kadın fıtratının özünde var olan o latiflik, zarafet ve kapsayıcılık, güç yer değiştirdiği an anlaşılmaz bir şekilde buharlaşıyor ve yerini "erkek taklidi" kaba bir hoyratlığa bırakıyor. Üstelik yazarın, bir erkeğin ezilmesi ve namus baskısı altında pısırıklaşması üzerinden kadın okuyucunun içinin rahatlayacağını, bir tür intikam hazzı duyacağını varsayması, kadının vicdan ve adalet duygusunu tamamen küçümseyen, oldukça iğreti edici bir yaklaşım. İşin içinden o dönem için ilginç sayılan parodi havasını çıkardığınızda ise geriye sadece dilsel açıdan sığ, kendini tekrar eden, gürültülü ve boş bir mahalle muhabbeti kalıyor; bu da edebi derinlik ve nitelikli bir üslup arayan okur için sabır zorlayan tam bir vakit kaybına dönüşüyor.
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,118 okunma
4/10
·144 syf.··
2026 1. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:22
Kitabın başında Baek Sehee dışarıdan bakıldığında başarılı görünen biridir. Büyük bir yayınevinde editör olarak çalışmaktadır, arkadaşları vardır, sosyal hayatı tamamen bitmiş değildir ve günlük sorumluluklarını yerine getirebilmektedir. Fakat iç dünyasında sürekli kendini eleştiren, hiçbir başarısını yeterli bulmayan, başkalarının gözünde değersiz olduğuna inanan biri vardır. İşte bu yüzden çevresi onun depresyonda olduğunu anlamaz. Çünkü ağlayarak yatağından çıkamayan biri değildir; işe gider, gülümser, görevlerini yapar. Ancak bütün bunları yaparken zihni sürekli onu aşağılamaktadır. İlk terapi seanslarında doktor, onun sürekli kullandığı “Ben yeterince iyi değilim.”, “İnsanlar beni aslında sevmiyor.”, “Bir hata yaparsam herkes beni küçümser.” gibi düşüncelerin gerçek olup olmadığını sorgulatır. Baek Sehee ise bunların tartışılmaz gerçekler olduğuna inanır. Doktor ise bunların gerçek değil, otomatik düşünceler olduğunu anlatır. Kitap boyunca en sık tekrar edilen konulardan biri budur “İnsan zihni, kanıt olmadan olumsuz senaryolar üretir ve kişi zamanla bunlara gerçekmiş gibi inanır.” Yazarın en büyük sorunlarından biri başkalarının onu nasıl gördüğüne aşırı önem vermesidir. Bir toplantıda yanlış bir cümle kurarsa günlerce bunu düşünür. Bir arkadaşının mesajına geç cevap vermesi bile “Benden nefret ediyor.” sonucuna ulaşmasına neden olur. Doktor ona sürekli aynı soruyu yöneltir “Bunun gerçekten kanıtı var mı?” Çoğu zaman cevap hayırdır. Böylece okur, depresyonun yalnızca mutsuzluk değil, düşünme biçimini bozan bir hastalık olduğunu görmeye başlar. Baek Sehee çocukluğuna döndüğünde, kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayan, hata yapmaması beklenen, onay almaya bağımlı hâle gelen bir kişilik geliştirdiğini fark eder. Başarılı olsa bile kendisini başarılı hissetmez.
Alıntı
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma