Eşyanın süküneti, değişmez manzarası onun için hayatta bir teselli ve zevk kaynağı idi. Bir insan, en yakınımız bile, çarçabuk değişebilirdi. Fakat eşya, dalgın ve daüssılalı uykularında hep aynı kalırlardı
Depresyonun kısmen modern dünyanın pek çoğumuzu maruz bıraktığı aşağılanma hissine karşı bir yanıt olabileceğini düşünmeye başladım. Televizyonu açtığınızda bu dünyada sadece ünlülere ve zenginlere kıymet verildiğini duyuyorsunuz - bu iki gruba dahil olma şansınızın çok çok düşük olduğunu da biliyorsunuz. Instagram akışlarına ya da kuşe kâğıtlı dergilere göz gezdirdiğinizde kendi normal biçimli vücudunuzdan iğrenmeye başlıyorsunuz. İşe gittiğinizde sizden yüzlerce kat daha fazla kazanan uzaktaki bir patronun kaprislerine boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz.
Bu sistem bize "hep yetersiz" hissetmeyi öğretiyor, diyor Tim. "Para, itibar ve mal mülke odaklandığınızda, tüketim toplumu sizden sürekli daha fazlasını istiyor. Kapitalizm sizden sürekli daha fazlasını istiyor. Patronunuz sizden sürekli daha fazla çalışmanızı istiyor. Bunu içselleştirip şöyle düşünüyorsunuz: Daha fazla çalışmam gerekiyor çünkü benliğim itibarıma ve kazanımlarıma bağlı. Bunu içselleştiriyorsunuz. İçselleştirilmiş bir tür boyunduruk bu."