İnsanların bir topluluk içinde yaşama ve güvenilir arkadaşlara sahip olma hissi azalıyor. Örneğin bazı sosyal bilimciler Amerikan vatandaşlarından oluşan bir arakesite yıllardır basit bir soru soruyor: “Kaç sırdaşınız var?” Bir kriz ânında ya da başınıza çok iyi bir şey geldiğinde hayatınızda kaç kişiye başvuracağınızı öğrenmek istiyorlar. Yirmi-otuz yıl önce bu çalışmayı gerçekleştirmeye başladıklarında bir Amerikalının ortalama yakın arkadaş sayısı üçmüş. 2004’e gelindiğinde en yaygın yanıt “sıfır” olmuş
Yoksulluk içinde yaşayan insanların depresyona girme ihtimalinin daha yüksek olmasının sebebi ortalamada daha çok uzun vadeli strese maruz kalmaları, daha fazla olumsuz olay yaşamaları ve hayatlarında daha az dengeleyici unsur bulunmasıydı. Ama temelde yatan dersler zengin fakir herkes için geçerliydi. Ciddi strese maruz kalan ya da başına korkunç bir şey gelen herkeste biraz umutsuzluk olur, ama stres ya da kötü olaylar uzun süre devam ettiğinde ortaya "genelleşen umutsuzluk" çıkıyor, diyor Tirril. Umutsuzluk bir yağ tabakası gibi hayatınızın tamamına yayılıyor ve pes etme isteği baş gösteriyor.
Yıllar geçtikçe, reçeteli, onaylanmış, tavsiye edilen hapların gitgide daha fazla insanın hayatında yer etmeye başladığını gördüm. Bugün ise her tarafımızı sarmış durumdalar. Bugün ABD'de beş yetişkinden biri psikiyatrik sorunlar için en az bir ilaç kullanıyor; neredeyse dört orta yaşlı kadından biri antidepresan kullanıyor; Amerikan liselerinde yaklaşık on oğlan çocuğundan birine odaklanması için kuvvetli bir uyarıcı veriliyor; yasal ve yasadışı ilaçlara bağımlılık öyle yaygınlaştı ki ABD'de barış zamanı içinde ilk defa beyaz erkeklerin ortalama yaşam süresi inişe geçmiş durumda.
Kulağına yaklaştım ve "Burası dünya" diye fısıldadım. "Hem tatlı hem ekşi, kekre bir rüya. Burada herkes kâşif sayar kendini, birbirinin bahçesine girer, iz bırakayım derken talan eder.