• Kur'an-ı Kerim yerlerin göklerin dağların dayanamayıp yüklenemedikleri bir emaneti insanın kabul ettiğini söylüyor bu Emanet nedir? Bunlar el ayak göz kulak dil burun (Ruh) ve şehvettir. Kur'an-ı Kerim'e göre ruh Cenabı Hak Hazretleri'nin emrindedir. (İsra 85) İşte bu yedi emanet kapısı kötü huylara giden yollara açılır elle kötülük edilir göz ve kulakla kötü şeylere bakılır dille kötü söz söylenir Yani daha ne kadar kötü sıfat varsa hepsi ancak bu yedi yoldan meydana gelir. bunlar kötülüğün sembolüdür. Cehennemin yedi kapısı bu yedi emanet üzerine bina edilmiştir derler.
  • Dervişlerin fakirlik cihazı şunlardır; kubbe elif tâc, hırka, seccade, çerağ, sofra ve alemdir.

    Cibrîl-i Emîn aleyhisselâm cennetten Hazret-i Muhammed aleyhisselâm'a Allah emriyle getirmişti. Hazret de usul ve esasıyla imam Ali'ye teslim etmişti. O da oğlu imam Hüseyin'e vermişti. Onlardan İmam Zeynelâbidin'e değmişti. Onlardan Ibrahim-i Mükerrem hazretlerine değmişti. İbrahim-i Mükerrem, lanetli Mervan'ın hapsinde iken Horasan'dan Ebu Müslim-i Mervî hazretleri gizlice çıktı, kubbe elif tâcı, hırka, c’ferağ, sofra, alem ve seccadeyi îbrahim-i Mükerrem hapiste iken usul ü erkânı ile Ebu Müslim-i Mervî'ye emanet etti.

    O da imam Muhammed Bâkır'a teslim etti. O da oğlu İmam Cafer'e tapşırdı. O da İmam Musa Kâzım'a verdi. O da oğlu Horasan Sultanı Ali bin Musa Rıza'ya ulaştırdı. O da âriflerin sultanı doksan binlerin başı atamız ceddimiz Türkistan piri Hoca Ahmed Ye- sevî bin Muhammed Hanefî'ye tapşırdı. Hoca Ahmed Yesevî rahmetullahi aleyh doksan bin müridi var idi. Her biri beşer onar kere o kubbe elif tâcı, hırka, alem ve seccade vaslalarmı istediklerinde birine vermeyip;

    "Babandan miras fakirlik cihazındır" diye Hacı Bektaş’a emanet etti.
  • 400 syf.
    Bir büyükten bir başka büyüğü dinlemeyi oldum olası sevmişimdir. Anılardan bahsederken bürünülen o mahzun hal, yüze konan o hafif tebessüm ve gözlerdeki o parlak şerit… Bu yüzdendir dedelerin ve ninelerin yanındaki dostane samimiyet. Bu yüzdendir odalarındaki enfes rayiha. Bu yüzdendir sobanın dahi onlar varken daha sıcak olması. Bu yüzdendir konuşmaları sırasında zamanın yavaşlaması. İnsanın onlara sarılıp ağlayası gelir bazen.

    Mahmud Es’ad Coşan hocaefendinin ismini hemen herkes duymuştur. İskenderpaşa cemaati deyince üstadı ve babası olan Mehmed Zahid Kotku hazretleriyle birlikte o gelir akla. Kendisi akademisyen biri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. 27 yaşında İlâhiyat Doktoru, 34 yaşında Hacı Bektâş-ı Velî ve Makâlât adlı teziyle doçentlik unvanını almıştır. Bir dönem fakültenin Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsünün başkanlığı yapmıştır. Arapça, Farsça, İngilizce ve Almanca bildiği diller arasında. Kimisinde dersler dahi vermiştir. Emekli olduktan sonra yurt içi ve yurt dışında sağlık alanından hanımların eğitimine kadar çeşitli dernekler kurmuş ve bunların yaygınlaşması için çabalar sarf etmiştir. Tabii aynı zamanda mutasavvıf, yüzlerce hadis dersi de var. Emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker uğrunda yaşamını ortaya koyan çok değerli bir büyük, bizim büyüğümüz.

    Tarihî ve Tasavvufî Şahsiyetler adlı bu kitabı ilk gördüğüm zaman belki de bundan 1 hatta 2 yıl öncesiydi. İçindekiler kısmı harikalarla doluydu; Hz. Ali, Mevlânâ, Yunus Emre, Necip Fazıl ve diğerlerini görünce sevinçten gözlerim parlamıştı. Fiyatını sorunca o gün için ertelemek zorunda kalmıştım. Kısmet bu ramazanda Kocatepe avlusunda yapılan kitap fuarınaymış. Aldım. Konferans ve sohbetlerinden oluşan kitabı okumaya başlayınca ilk paragrafta bahsettiğim hâl üzerime çöktü. Artık ben de o camiinin, mecidin halılarında dizlerim üzerinde, salonun koltuklarında oturur vaziyetteydim. Bir şekilde orada, o insanlarla o cemaatleydim.

    “Ahmed-i Yesevî hazretleri de kaşık yontar, tahtadan kepçe yapardı… Onları satmaya kendisi gitmezdi. Bir öküzü olduğu rivayet ediliyor. Öküzünün heybesine koyar, hayvanı dehlermiş… Hayvan çarşıda pazarda dolaşır, isteyenler kaşıklarını, kepçelerini alır, parayı heybenin içine koyarlarmış. Alışverişe bile tenezzül etmiyor. Kim ne verirse tamam, içine koysunlar; ondan sonra onunla geçiniyor. Helal lokma yemek, kimseye yük olmamak, bilakis başkalarına fayda sağlamak…”

    İnsanlara ilmin değerini, ahlakı, hikmeti öğretmek istiyor Es’ad Hoca. Bu nedenle bir kişiden bahsederken dahi ta en temelden başlıyor. Tuğla üstüne tuğla koyuyor ve cemaatin oradan adım adım çıkmasını kolaylaştırıyor. Konumuz Yunus Emre mi? Tasavvuftan başlıyor; ayet ve hadis derken Yunus Emre hazretlerinin isminin manasını, onun nereli olduğu, nereden geldiği, kimlerle hemhal olduğu hakkında uzun mülahazalarda bulunuyor; son olarak eserlerinden ve onların nasıl anlaşılması gerektiğinden bahsediyor. Muazzam.

    Muhabbetten Muhammed oldu hasıl..
    Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?

    İlgimi çeken ve büyük bir merakla okuduğum kısım olarak Hacı Bektâşı Velî bölümünü söylemeliyim. Üzerinde son derece ciddi bir çalışma yapmış Es’ad Coşan Hoca. “Hayatını araştırmak için o kadar gayret ettim ki; ‘Ah o devirden bir kitabe bulsam!.. Ah yeni bir şey çıkarsam oraya!..' diye mezar taşlarını bile araştırdım." diyor. Nereli olduğu, kimlerle olduğu, neler yazdığı, nasıl yaşadığı hepsi, hepsini tek tek anlatıyor. Alevî kardeşlerimiz diyor, biz Alevî’yiz diyorsunuz ama Hz. Ali efendimiz şunu şunu yapmış mı diye, içki içmiş mi, namazı terk etmiş mi diye soruyor. Bektaşî’lere de soruyor aynılarını. Bektaşî hazretlerinin Osmanlılardan önce yaşadığını, dolayısıyla yeniçeri olayında yer almadığını, şeriat ahkamına bağlı bir seyyid olduğunu, Şiîlik, Batınîlik veya şamanlık ile alakasının olmadığını söylüyor ve tabii bunları bir bilim adamı edasıyla ispatlıyor. Fuad Köprülü, İsmail Hakkı Ertaylan gibi isimlerin görüşleri de buna dahil. Bu bölümleri gerek Alevî kardeşlerimizin gerçeği görmesi için gerek bir takım önyargılara sahip kimselere, herkese ama herkese öneriyorum.

    “Ben kimseyi üzmek de istemiyorum; kurnazlık yapıp da, bir takım insanları bir yerden bir yere transfer etmek de istemiyorum. (…) Yalnız, bir bilim adamı olarak, bir kardeşiniz olarak, tespit ettiğim bir gerçeğin mütalaasını rica ediyorum sizden”

    Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri, İmam-ı Âzam Ebu Hanife Hazretleri, Mevlânâ Hazretleri, Hacı Bektâşı Velî Hazretleri, Yunus Emre Hazretleri, Ahmed-i Yesevî Hazretleri gibi büyüklerimizi Es’ad Hocadan okumayan onları tanıyorum demesin. Biliyorum demesin.

    Okuyun, okutun. Sarılın.

    Allah Teala Es’ad Hocaya rahmetiyle muamelede bulunsun. Derecesini âli eylesin. Makamını yükseltsin.
  • Rivayete göre Hacı Bektaş-ı Velî Hazretleri Hz. Mevlana'ya bir elçi gönderip hâline telmihen demiş ki:

    -Hakikati hâlâ bulamadıysan niçin kalkıp aramıyorsun? Yok eğer onu bulduysan niçin bağırıp çağırıyorsun?

    Hz. Mevlana da elçiden Hacı Bektaş-ı Velî ye şu cevabı götürmesini istemiş:

    -Hakikati hâlâ bulamadıysan niçin kalkıp aramıyorsun? Yok eğer
    onu bulduysan niçin bağırıp çağırmıyorsun?