“Sizin bakışlarınız… Şairin dediği gibi:
Nazarları mı? Onların tatlı ve çekici akisleri üzerimde.
Lâkin yüreği? Belki de o kızıl serçe sağır ve soğuktur.”
Hepimiz birer nergisiz, görüntüsü gölün yumuşak bağrına düşen. Hepimiz gölün mavi sularındaki ikizimizin ardında. Hepimiz birer Pygmalion. Sevmeyi, gerçekten sevmeyi bilmeyen kayıp hüviyet. Suretten geçip de asıla yol bulamayan yol yorgunu. Rüya ile vakit kaybedip tabire ulaşamayan yalancı kâhin.
“İnsan bir süreliğine susmalı ve oluşan sessizlikte başka bir öykü anlatıcısının -bir balık, yusufçuk, sansar veya bambunun, bir kedi, orkide veya çakıltaşının- sesine kulak vermeli. Arıların roman yazmadığını, örneğin, nereden biliyoruz? Tek bir bal peteğini bile okuduk mu? Veya balıklardan başlayalım. Evrimin nasıl da büyük bir bölümü balıkların sessizliğinde kilitli duruyor, bizden önceki tüm o asırlar boyunca nasıl da çok bilgi biriktirmişler! Bu sessizliğin derin, soğuk depolarıdır onlar.”
Kaderde yazılı olmayana el erişmez, yazılı olan da nerede ise gelir, seni bulur.
İskender âb-ı hayatı bulmak için karanlıklar ülkesine binbir sıkıntı çekerek gitti. Sen kısmetine bak, bengi suyu içen içti.