Kendi noksanını bilip arif ol Kimsenin ay'bını gözetme gönül Yetmiş üç millete bir nazarla bak Hak sevmiş yaratmış söz etme gönül Âşık İlhami
Affedicisin, naziksin; hak etmediklerinde bile naziksin. Kusur bulmazsın. Kusur görmek için bakmazsın. Basit hikâyelere güzel anlamlar yüklersin. Birini gönlünde büyütüp arşa çıkarırsın. İncinsen de caymazsın. 'Rahat bir vicdan' diye tutturmuşsun da dünyaya dost, kendine düşmansın.
1000Kitap
Reklam
​Bu dünya hayatının belki de en sarsılmaz ve mutlak yasası ömür nihayete ermeden önce her hesabın eninde sonunda görüleceğidir. Bu yüzden müsterih olun, ödeşmeden bitmez ömür. İnsanın adaleti noksan kalabilir, hak arayışları dünyada karşılıksız gibi görünebilir; ancak her şeyi hakkıyla gören, gözyaşını ve ahı zayi etmeyen, mutlak adalet sahibi el-Adl olan Allah vardır. O'nun mizanında hiçbir kul hakkı yerde kalmaz, hiçbir haksızlık cezasız, hiçbir mazlumun ahı da karşılıksız bırakılmaz. "Adl olan Allah vardır" teslimiyeti insanı dünyanın acımasız adaletsizliğinden koruyan en büyük sığınak, çünkü biliriz ki mülkün gerçek sahibi, her hak sahibine hakkını er ya da geç, en kusursuz şekilde teslim edecektir. Allah'a güvenin...
Terk edilmek yalnız kalmak sünnettir.
1. Gönül Yarası ve Terk Edilmişlikle Sınanan Peygamberler Hz. Yusuf ve Züleyha (Aşkın ve Sabrın İmtihanı) Durumu: Hikayede Züleyha, Hz. Yusuf’a beşeri bir aşkla bağlanmış ancak aşkına karşılık bulamayınca ona iftira atarak hapse attırmıştır. Yusuf (a.s.) hem ailesi tarafından bir kuyuya atılarak ortada bırakılmış hem de Züleyha’nın hırsı yüzünden zindanda yıllarca yalnızlığa terk edilmiştir. Neden terk edildi/yalnız kaldı? İffetini, iffetsiz bir aşka feda etmediği; Allah'a olan sevgisini beşeri bir arzunun önüne koyduğu için. Hz. Yakub (Ayrılık Acısı) Durumu: Hz. Yakub, oğlu Yusuf’a duyduğu derin sevgi (muhabbet) yüzünden evlatları tarafından adeta evlat acısıyla baş başa bırakılmıştır. Yıllarca gözyaşı dökerek kör olmuş, dünya hayatında büyük bir hicran (ayrılık) yaşamıştır. Neden terk edildi? Oğullarının kıskançlığı ve Yusuf'a olan aşırı sevgisini çekememeleri yüzünden. Hz. Muhammed (s.a.v.) (Taif ve Tebük Yalnızlığı) Durumu: Mekkelilerin zulmünden kaçıp sevgi ve merhamet arayışıyla gittiği Taif halkı tarafından taşlanmış, yapayalnız ve kanlar içinde bırakılmıştır. Ayrıca eşi Hz. Hatice’nin vefat ettiği yıla "Hüzün Yılı" denmiştir; en büyük destekçisini kaybederek insani bir yalnızlık yaşamıştır. Neden terk edildi? İnsanları batıldan hakka davet ettiği ve kurulu düzene (putperestliğe) karşı çıktığı için. 2. İlahi Aşkın ve Yalnızlığın Alimleri / Sufileri Tasavvufta "terk edilmek", kulun Allah’a olan aşkı yüzünden halk (insanlar) tarafından dışlanması demektir. Sufiler buna "Malamat" veya "Gurbet" derler. Hallac-ı Mansur Durumu: Allah’a duyduğu aşırı sevgi ve cezbe (Enel Hak - Ben Hakk'ım/Hakk'tanım sözü) yüzünden dönemin uleması ve dostları tarafından yalnız bırakıldı, zindana atıldı ve idam edildi. Hatta en yakın dostu Şibli bile ona
Din
Yaşayamadıkların, kırgınlıkların, konuştukların ve sustukların için lütfen artık kendini suçlamayı bırak. Bugün olsa yine aynı şeyi yapardım dediğin hiçbir şeyin yasını tutma. İçinde pişmanlığını taşıma. Değiştirilmek istendiğinde direndin, susturulmak istendiğinde haksızlıkları sineye çekmedin. Bazı günler sabrettin, bazı günler ise duygularını en güzel şekilde ifade ettin. Yani sen mücadeleni de, savaşını da inandığın doğrular için verdin. Şimdi sana bakıp bunu hak etmedin demeyeceğim. Şunu bil ki hayatta kimse hak ettiği gibi yaşamıyor. Bir bedel ödememiz için bir sebep de gerekmiyor artık. Görmez misin insanların dillerinden zehir, yüreklerinden kin akıyor. İnsanlık desen yerlerde, herkes birbirine insan olarak değil, imkan olarak bakıyor. Ama sen onlardan olma. Kolayı seçip iyilerin ahını alma. Ortada yenmiş bir hak varsa eğer, inan bana mutlaka bir yerden çıkıyor. Bir mazlumun feryadı, bir zalimin dünyasını yakıyor. Gözyaşı üzerine kurulmuş mutluluklar, zamanı gelince ağlatanların üzerine bir bir yıkılıyor.🖤🌹🌼🍀 Miraç Çağrı Aktaş
Psikoloji
Sermayenin Görünmez Zırhı: Çelişkili Sınıf Konumları, Baskı Aygıtları ve Hıncın Ekonomi-Politiği Tampon Bölgenin Sosyo-Psikolojik İşlevi Modern kapitalist üretim ilişkileri, kendi bekasını sadece saf ekonomik tahakkümle değil, bu tahakkümü görünmez kılan sofistike toplumsal katmanlar ve psikolojik savunma mekanizmalarıyla sürdürür. Bu mimarinin en kusursuz işleyen parçası, sosyolojide "çelişkili sınıf konumları" olarak kavramsallaştırılan orta sınıf, yani bugünün yaygın tabiriyle beyaz yakalılardır. Sermaye sınıfı ile işçi sınıfı arasında yapısal bir tampon bölge işlevi gören bu tabaka, sistemin ürettiği sınıfsal sürtünmeyi emmek ve radikal bir uyanışı engellemek üzere tasarlanmış sosyolojik bir kalkandır. 1. Yanlış Bilinç ve Hıncın Yataylaşması Beyaz yakalı çalışan, özü itibarıyla üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayan, geçinebilmek için emeğini satmak zorunda olan bir ücretlidir; yani nesnel ve yapısal olarak işçi sınıfına aittir. Ancak aldığı akademik eğitim, edindiği kültürel sermaye ve dahil olduğu tüketim kalıpları üzerinden kendini illüzyonel bir şekilde sermaye sınıfının dünyasına ait hissetme eğilimindedir. Sermayenin hegemonik lütfuna talip olan bu kitlede itaat öyle bir tavizsizlikle içselleştirilir ki, efendisinin en ufak sarsıntısını veya krizini dahi bir hikmet gibi soluyan, tabiri caizse "efendisi osurduğunda derin nefes alıp oh çeken" yapısal bir dalkavukluk habitusu neşet eder. Bu trajik konumlanmanın en büyük varoluşsal kâbusu, aradaki o ince statü çizgisini kaybedip mavi yakalıların veya güvencesiz yoksulların safına düşmektir. Bu derin "aşağı düşme korkusu", yoksullara karşı rasyonel bir empatiden ziyade patolojik bir öfke ve hınç doğurur. Beyaz yakalı, kendi ayrıcalıklı pozisyonunu ahlaki ve entelektüel olarak meşrulaştırmak için
Sosyoloji
Reklam
Reklam