Bu kitap sevgili Tülay Demir Oktay'ın Diyarbakır Anneleri diye bildiğimiz, aslen kendisi terör istemeyen ama bir şekilde kandırılıp dağa çıkarılan çocukların aileleriyle ve kurtulan çocukların kendileriyle yapılmış röportajlardan oluşmakta.
Peki ne var bunda? Her zaman izlediğimiz, okuduğumuz röportajlardan farkı ne? diyebilirsiniz.
Lakin kitabı okuduğunuzda Tülay hanımın soruları sayesinde televizyonlarda izlemediğiniz, gazetelerde okumadığınız detayları bu kitapta okuyacaksınız.
Parti gibi görünen bir terör oluşumunun bu çocukları nasıl pikniğe gidiyormuş gibi kandırdığını, uyuşturucu verip parti binalarının gizli odalarından dağa çıkarmak için nasıl hazırladığını, bu çocukları köle bulur gibi bulmak için kimlere ne paraların verdiğini okuyacaksınız.
Bu çocukların nasıl kandırıldığını, onlara nasıl işkenceler yapıldığını, çocukları isteyen ailelerin nasıl tehdit edildiğini, kaçmak isteyen çocukların nasıl cezalandırıldığını, bir şekilde kaçıp geri dönebilenlerin hala ne çeşit tramvalar yaşadığını çocukların ve ailelerin kendi dilinden okuyacaksınız.
Askerlik yapan erkeklerin hep bildiği, askere gidenin bir süre sonra hep asker doğmuş ve asker ölecekmiş hissiyatının bir benzerini ama malesef en kötü ve olumsuz halini bu çocukların yaşadığını göreceksiniz.
Eve döndüğü halde yumuşak yatağında yatamayan gençleri, en ufak bir seste ayağa dikilenleri okuyacaksınız. Kısacası yaşadığı coğrafya ve içine doğduğu kimlik nedeniyle nasıl kullanıldıklarını okuyacaksınız.
Eminim bu kitabı okuduktan sonra bu aileler ve çocuklarıyla daha sağlıklı bir empati kurabileceksiniz.
Tülay Demir Oktay
Bin Hüzünlü Haz kitabı ile ilgili olarak okuma grubunda en çok öne çıkan başlık aşırı betimleme idi.
Lakin hikayede anlatılanlar olaylardan ziyade, bir insanın iç dünyasını anlatıyor idi. Elbette bir insanın iç dünyasını anlamak için de betimlemelere normal bir kitaptan daha fazla ihtiyaç vardı. Lakin her ne kadar böyle söylesek de bu durum kitabın fazla betimleme kullandığı gerçeğini değiştirmiyordu.
Evet bu kitabı okuyacaksanız bir çırpıda okuyamayacağınızı en baştan kabul etmeniz gerekiyor. Yani kendize bir zaman aralığı belirleyin ve hergün 20 sayfa civarı bir okuma planı yapın.
Zorlanarak da olsa kitabı okuduğunuza pişman olmayacaksınız. Kitap ile ilgili soracağınız birçok muhtemel sorularun cevabı sizin hayal gücünüze bırakılmış.
Hasan Ali Toptaş