Haklı çıkmak için karşısındakini bastırmaya çalışan, gerçeği anlamak için sabırla dinleyenden farklıdır; biri güç, diğeri hakkaniyet peşindedir -DOĞAN CÜCELOĞLU
Vahaya Erişme Ümidi...
Zihin çölünde yarattığı illüzyonun ardından koşar mecnûn, divâne olur...serap görür de kovalar durur habire... Zihin çölü, serap üretme konusunda her zaman cömerttir. İnsan, kendi yarattığı o parıltılı illüzyonun peşine düştüğünde, yürüdüğü yolun kuraklığını da unutuverir. Mecnun’u divâne eden belki de vahanın kendisi değil, o vahayı çölde görebilecek kadar derin bir iştiyakla yanmasıdır. Kovaladıkça kaçan, yaklaştıkça uzaklaşan o seraplar, aslında insanın kendi iç dünyasının dışarıya vuran akisleridir. Çöl ne kadar ıssızsa, zihnin serabı da o kadar büyüleyici olur. Bu döngü, insanı tüketirken aynı zamanda ona yürüme gücü veren tuhaf bir paradoks. İnsanı ayakta tutan şey nihayetinde kimi zaman o vahaya varmaktır, kimi zaman da sadece "kovalama" eyleminin kendisidir... Halet-i ruhiye ve onu belirleyen sosyal doku ve ekositeme göre, gâh vahaya erişme ümidi, gâh kovalama gayretini kamçılayan sebepler ile hayata tutunur insan... Çünkü insan tek bir dürtünün kölesi değil, içinde nefes aldığı sosyo-kültürel ekosistemin ve anlık psikolojik ikliminin bir aynasıdır. Bu yönelimi belirleyen dinamikleri iki farklı düzlemde okumak mümkün: Vahaya Erişme Ümidi (Sonuç Odaklı Dönemler): Sosyal dokunun daraldığı, bireyin aidiyet, liyakat veya anlam arayışında kuraklık çektiği dönemlerde "vaha", somut bir kurtuluş kapısıdır. Halet-i ruhiye eğer yorgun ve sığınacak bir liman arayışındaysa, zihin illüzyonun gerçekliğine tutunmak ister. Dinmeyen bu ümit, çöle tahammül etme gücü verir. Kovalama Gayreti (Süreç Odaklı Dönemler): Entelektüel bir ekosistemde veya insanın kendi şahsiyetini inşa etme gayretinde olduğunda süreç, sonuçtan daha kıymetlidir. O "kovalama" eyleminin kendisi; zihni diri tutan, potansiyeli kamçılayan ve insanı durağanlıktan koruyan bir varoluş mücadelesine
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yaydan çıkan bir ok, fırlatıldığı andan itibaren artık okçunun değil; rüzgarın, yerçekiminin ve doğa kanunlarının egemenliğindedir. Hayatı zorlamak, artık senin kontrol alanından çıkmış bir okun gidişatına müdahale etmeye çalışmak kadar mantık dışıdır. Bir sonucu ne kadar takıntılı istersen, o sonuçla arana o kadar büyük mesafe koyarsın; çünkü aşırı ısrar derin bir güvensizlik ve korku sinyali yaratır. Avucundaki kumu sıkmaya başladığın an taneler dökülür; hayat da böyledir, zorladığında o durumun doğal yaşam alanını boğarsın.
Felsefe
"Ne büyük bir trajedi; Çürüyüp gidecek beden özenle beslenirken, ebedî yaşayacak ruh ihmal ediliyor. Ve ne garip bir çelişki; Aynalar karşısında saatler harcanırken, insan kendi vicdanına bir an olsun bakmıyor. Dış görünüşteki en küçük kusur dert edilirken, kalpte biriken kibir, öfke ve haset fark edilmiyor. Oysa insanı yücelten bedeninin güzelliği değil, ruhunun olgunluğu ve ahlâkının güzelliğidir. Çünkü beden toprağa dönecek, geriye ise kalbin taşıdığı hakikat kalacaktı.."
Hakikat şu ki Sen gibi varoşların fiyatı hurdacıların belirlemesidir
Pişman da olmam, hata da yapmam.
Genel olarak içimden çok gelir hata yapmak. Ama sadece düşüncede kalır, icraate geçmez. Biraz mükemmelliyetçi bir insanım. Genel ahlaki yargılarım vardır. Biraz bencilce ama aynısını ilerde kendimin de yaşayacağını bilirim çünkü. Bence insanlar hataları zaten nefsine hakim olamadığı için yapıyor. En kolayı bu çünkü. Ama önemli olan zaten bir hata yapmadan önce olası sonuçları görüp ona göre hareket etmek. O yüzden bana hata yaptıramazsınız, arkamda dayım falan yok. Allah var ✨
Benim Duygularım