G’
Sevmek, onu sevmek ona dair her ne varsa birer birer sırılsıklam aşık olmak.. aşkıyla ruhumu okşayan bakışlarında kaybolurum huzurum, bakmaya doymak bilmediğim göğümdü.. anlarım, yarınlarım, dudaklarında yaşam bulduğum sevgilim; ne bir izahı ne bir lisanı olan aşkımın yüce sevgilisi, sensin benim ruhumun hakikatli kitabesi. Beyza Nur BKMZ 17 ock 2026 1.10
Kimlik Bağırarak Değil Anlam Taşıyarak Ayakta Kalır
Bir toplumu ayakta tutan şey, gençlerinin neye karşı çıktığı değil; neyi yaşanabilir bulduğudur. Kimlik, korkuyla korunmaz. Kimlik, sürekli savunma hâlinde tutulduğunda güçlenmez; aksine daralır, sertleşir ve nihayetinde çatlar. Çünkü kimlik, bir siper değil; bir yurttur. İçinde nefes alınamayan yer, vatan da olsa terk edilir. Bugünün gençliği bir “ihanet kuşağı” değil; anlam yoksunluğu kuşağıdır. Onları savuran şey ahlâksızlık değil, tutarsızlıktır. Söylenenle yaşanan arasındaki mesafenin açılmasıdır. Bir yanda kutsal kavramlar, öte yanda kutsalı inciten pratikler… Bir yanda erdem dili, öte yanda güç sarhoşluğu… Genç akıl, bu çelişkiyi fark eder. Fark ettiği anda da ya susar ya uzaklaşır. Kimliği, emir kipleriyle anlatamazsınız. İnancı, korku parantezine alamazsınız. Geleneği, romantik bir masal gibi sunup bugünün acılarına çare üretmeden ayakta tutamazsınız. Çünkü gençlik, nostaljiyle değil istikbal vaadiyle ikna olur. “Bir zamanlar” diye başlayan her cümle, “peki şimdi?” sorusuna çarpar. Bugün gençlerin zihni dağınıksa, bunun sebebi onların çok fazla şeye inanması değil; hiçbir şeye güvenememesidir. Güven, vaazla değil örnekle doğar. Adalet anlatılır ama adaletsizlik yaşanırsa; ahlâk yüceltilir ama ahlâksızlık ödüllendirilirse; liyakat övülür ama sadakat geçer akçe olursa… Gençlik bunu görür ve şunu düşünür: “Eğer hakikat buysa, ben neden bu bedeli ödeyeyim?” Kimliği koruma iddiasıyla gençliği aşağılamak, aslında kimliğin iflasını ilan etmektir. Zira güçlü olan şey hakarete ihtiyaç duymaz. Sağlam olan, bağırmaz. Kendinden emin olan, muhatabını küçültmez. Ahlâk, başkasını aşağılayarak savunulamaz; çünkü ahlâk, zaten başkasını incitmemekle başlar. Dahası, kimliği yalnızca din ve millet etrafında askerî bir disiplinle tarif etmek; onu canlı bir organizma olmaktan
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Sevgili uğruna kurban olan kim? Hangimiz hakikatli âşık?”
1000Kitap
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin hanımına yazdığı ibretlik mektup Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri 1115 (m. 1703)'de Erzurum'un Hasankale kasabasında doğdu. Küçük yaşta amcası ile birlikte Tillo'ya giderek İsmail Fakîrullah hazretlerine talebe oldu. Ondan icazet aldıktan sonra Erzurum'a döndü. İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmud ile görüştü. 1195 (m. 1781)'de vefât etti. Tillo'da, hocası İsmail Fakîrullah hazretlerinin kabrine yakın defnedildi. İbrahim Hakkı hazretleri İstanbul'da iken, Erzurum'daki hanımına yazdığı mektup ibret vericidir: İzzetli, hürmetli, muhabbetli, hakikatli, hatırlı, gönüllü, hizmetli, sabırlı, ma'rifetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince belli, şirin yıldızlı, oğlumun annesi, gönlümün canânesi, inci danesi, hatunum ve kadınım Züleyha Hanım huzuruna: Candan selâmlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırın kat kat sual ederiz; Allah'ın birliğine emanet veririz. Benim küçük kadınım, benim âşık paşam, benim gözüm, benim sırdaşım, benim dervişim, benim emektârım, ne keyiftesin, ne haldesin, ne demdesin, neylersin, nişlersin, iyi misin, hoş musun? Allah, mu'inin olsun. Hak Teâlâ canına sağlık, gönlüne hoşluk versin. Rabbim seni bana bağışlasın; bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, âmin. Aceb cihanda senin gibi var mıdır? Hiç fikrimden gitmezsin, böylece ayan gönlümde durursun. Benim nazik âşıkım, senin için her yerde dualar ediyorum. İnşaallah tez vakitte avdet edeyim, seninle diz dize verelim de güzel dualar ve kitaplar okuyalım. Bir küçük kız gördüm hemen sana benzettim, selam-sabah ettim, sesi dahi sana benzerdi. Senin hatırın için sokak ortasında yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar annesi varmış hasta, ona ekmek götürürmüş. On akçe para verip
İbrahim Hakkı hazretleri İstanbul'da iken, Erzurum'daki hanımına yazdığı mektup: "İzzetli, hürmetli, muhabbetli, hakikatli, hatırlı, gönüllü, hizmetli, sabırlı, ma'rifetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince belli, şirin yıldızlı, oğlumun annesi, gönlümün canânesi, inci danesi, hatunum ve kadınım Züleyha Hanım huzuruna: Candan selâmlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırın kat kat sual ederiz; Allah'ın birliğine emanet veririz. Benim küçük kadınım, benim âşık paşam, benim gözüm, benim sırdaşım, benim dervişim, benim emektârım, ne keyiftesin, ne haldesin, ne demdesin, neylersin, nişlersin, iyi misin, hoş musun? Allah, mu'inin olsun. Hak Teâlâ canına sağlık, gönlüne hoşluk versin. Rabbim seni bana bağışlasın; bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, âmin. Aceb cihanda senin gibi var mıdır? Hiç fikrimden gitmezsin, böylece ayan gönlümde durursun. Benim nazik âşıkım, senin için her yerde dualar ediyorum. İnşaallah tez vakitte avdet edeyim, seninle diz dize verelim de güzel dualar ve kitaplar okuyalım. Bir küçük kız gördüm hemen sana benzettim, selam-sabah ettim, sesi dahi sana benzerdi. Senin hatırın için sokak ortasında yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar annesi varmış hasta, ona ekmek götürürmüş. On akçe para verip sevabını sana bağışladım. Allahü teâlâ senden razı olsun, zira ben senden yer gök dolusu razıyım. Allah Şeyh Osman'ı (oğulları) bize bağışlasın, âmin ya Erhamürrahimîn, dahi ben kimsenin fikrinde ve hayalinde değilim. Bu muhabbetnamem boş gelmesin deyû bir bürüncük gömlek irsal olundu, şimdilik ma'zur olsun. İnşallah va'demiz tamamında Padişah efendimizden destur alırız ve gelip size kavuşuruz. Sizinle ol kadar çok sözlerim vardır ki bir ay yazsam tükenmez... (Karı-kocanın