Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Uzun ve hayırlı bir dua gibi
"... Bilinmez bir yolculuğa çıkıyorum ve hangi tehlikelerin bizi beklediğini bilmiyorum bile..." Ömer, o an kalbinden geçenleri söyleyip söylememekte tereddüt etmişti. Daha yeni İslam'a giren birine İslam'la ilgili bir şeyler söylerken çok dikkatli olmasını biliyordu geçmiş tecrübelerinden. Rosa ise güçlü sezgileriyle onun konuşmak istediğini ama konuşamadığını anlamıştı. "Bana bir şey söyleyeceksin ama söyleyemiyorsun. Neden?" Ömer tebessüm etti: "Yo, yo, toparlayamadım bir an. Söylemek istediğim şu ki; gelecekte neler olacağını bilememenin sıkıntısını görüyorum sende. Seni yargılamıyorum lütfen yanlış anlama. Yalnızca konuşurken ağzından çıkan kelimelere dikkat etmen gerektiğini biliyorum..." "Nasıl? Yanlış bir şey mi söyledim yoksa?" "Ağzımızdan çıkan her kelime, her cümle kaderimizi etkileyecek kadar güçlü olabiliyor bazen. Tehlike dedin, bilinmez bir yolculuk dedin. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) 'Ya hayır konuşun ya da susun' buyuruyor. Yani 'İnşallah iyi bir yolculuk olur ve inşallah bundan sonra gideceğimiz yerde selametle yaşarız' diyebilirdin. Anlatabiliyor muyum hermana? Gök kapılarının ne zaman açılacağını bilemeyiz. Onun içindir ki ağzımızdan çıkan her kelimeye dikkat ederek uzun ve hayırlı bir dua gibi yaşayabiliriz hayatımızı..."
Sayfa 217
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Bir adama geçmiş hayatına bakma şansı verilmiş, bu çok eski hikâyeye göre. Hayatını uçsuz bucaksız gibi gözüken bir çöl olarak görmeye başlamış adam; kimi zaman yakıcı bir güneş, kimi zaman fırtına, kimi zamansa deli eden sessizlik... Dikkatlice baktığında çölde iki ayak izinin olduğunu fark etmiş adam. Ancak o bir çift ayak izi tam da hayatının fırtınalı zor zamanlarına geldiğinde kayboluvermiş kumların üzerinden, ta ki zor zamanlar bitinceye kadar hep o tek ayak izini gördüğünde öfkeyle yanında bekleyen İsa'ya dönmüş: "Hani hayatımın her anında benimle birlikte yürüyecektin, hani bana söz vermiştin. Ama şimdi baktığımda o zor yıllarda yalnızca tek bir ayak izi görüyorum. Neden ha, neden bana bunu yaptın, neden beni yalnız bıraktın?" İsa, sükûnetle konuşmaya başlamış: "Sana bütün hayatın boyunca yardımcı olacağıma söz vermiştim ve öyle de yaptım." Adam itiraz etmeye yeltendiğinde İsa gülümseyerek devam etmiş: "Zor zamanlarında gördüğün tek ayak izi var, evet. Çünkü bütün o zamanlar boyunca ben seni sırtımda taşıdım."
Sayfa 148
Din
"Egonun, zedelenmemesi için bir kayanın arkasına saklanıp teyakkuzda bulunma durumunu, sezginin özgür çimenlerinde koşmasıyla karıştırmamalısın. Henüz çok da terbiye olmamış ego, kendisini korumak için sürekli teyakkuz halindedir. Saklanır, gizlenir ve kimseden bir şey istemez, ret cevabı egosunu yıkacaktır çünkü. Bu sırada kibir egoyu ele geçirir, hem de sinsice. Sen afedemezsin, sen özür dileyemezsin, sen kimseden hiçbir şey talep edemezsin çünkü sen 'onlardan' daha önemlisin diye fısıldar kibrin gölgesine sığınan ego. Değil affetmek, barışma teklifi muhatabından gelse bile reddedebilir."
Sayfa 146
Roman
Yine tek başına yoksul mahallelere gitmek için yola çıktığı günlerden birinde büyük bir dükkâna uğradı. Adam "yine mi sen?" der gibi baktı Rosa'nın yüzüne. O, bakışı anlamıştı ama söz konusu yoksullar olunca gururu dâhil her şey önemini kaybediyordu. Adam isteksizce bir kutu konserve uzattı. Rosa yine içindeki cesur palyaçoya başvurdu: "Dükkânın konserve ile dolu bayım. Yüz tane konserveden birini verince paylaştığını sanıp bir de önünde diz çökmemi mi bekliyorsun benden? Bak bayım, yalnızca iki kutu konserven olduğunda ve onun birini tereddüt etmeden verdiğinde gerçekten paylaşmış olursun, anladın mı? Şimdi bu konserveyi alıp gidiyorum, senin vicdanını rahatlatmak için değil ama yoksulların gerçekten buna ihtiyacı olduğu için alıyorum!"
Sayfa 92
Roman