Yine bir yılın sonuna geldik. Az da olsa, öz de olsa, okumaya gayret ettik. Her sene olduğu üzere, bu sene okuduğum kitaplar için bir ödül töreni yapalım.
En iyi roman: Sular Üstünde Gökler Altında - Kaan Murat Yanık : Her ne kadar bu romanın potansiyeline varamadığını düşünsem de, Butimar'dan sonra okuduğumda yazarın anlatısının oldukça olgunlaştığını gördüm. Gerçek tarihi karakterlerle kurguyu harmanlayan bu tarz eserleri seviyorum. Çok daha tafsilatlı bir dünya inşası bekliyordum romandan, o yönü biraz sönük; ama yine de ikna edici bir dünyası olduğundan, bu serüvene bu yıl okuduğum en iyi roman demek uygun.
En iyi hikâye kitabı: Sükut Ayyuka Çıkar - Yücel Balku : Okursunuz, iyidir ve yankısı devam eder bazı kitapların. Sükût Ayyuka Çıkar da tam olarak böyle bir kitap. Gerçeküstü dünyalardan gelen değil, o dünyalara buradan kalkıp giden hikâyeler okuduklarımız. Birkaç hikâyesi koleksiyona yakışmasa da, bazı ters köşe çabaları zorlama dursa da, yine de özellikle dil işçiliğiyle takdir edilesi bir kitap.
Alegori özel ödülü: Piramit - İsmail Kadare : Ben böyle alegori tınlayan metinleri çok seviyormuşum, artık bunu anladım. Roman ahım şahım olmasa da, politik olarak yaptığı işaretlemeler ve tespitler çok kıymetli. Güçten düşmekten korkan bir Firavun'un, gelmiş geçmiş en büyük piramidi yaptırma serüveni, çoğu yerde dehşete düşürüyor.
İslam özel ödülü: Compañero Rosita - Neşe Kutlutaş : İnanılmaz bir hidayet hikâyesi. Romansal olarak eleştirilebilir; ama ortadaki hikâye o kadar kıymetli ki, gözünüz kapalı okumalısınız derim.
Dert özel ödülü: Dört Suikast - Taha Kılınç : Bu kitabın en iyi yanı, İsrail-Filistin çatışmalarını çok farklı bir dilimleme yöntemiyle okuması. Bunun kıymeti, çatışmaların siyah-beyazlığını ortadan kaldırması. Siyahın daha siyahı, beyazın daha beyazı ve elbette siyahın daha beyazı ve beyazın daha siyahı var.
Bu kitabı bir yayıncılık başarısı olarak tanımlamak gerekir ilk önce. Zira arka planda ilgi çekici bir hikâye var. Jules Payot isimli bir pedagogun İrade Terbiyesi isimli kitabıyla başlar her şey. Cemil Meriç'in disiplin içinde çalışmasını borçlu olduğu kitap olarak takdim edilen bu eser, Cemil Meriç referansının etkisiyle yayılmaya başlar. Evet, bu sayfaya gelip bu incelemeyi okuyorsanız, siz de büyük ihtimal bu etkiye maruz kalmışlardansınızdır. Belki ümmetin derdiyle dertlenen bir Müslüman olarak, kendi hayatınızdaki basit yenilgilerinizin, dinin işaret ettiği yüksek değerlerle çatışmasından bunalmış hâlde bir çıkış arıyorsunuzdur. Onca kitap okumuşsunuzdur da tek katkısı bayağılıklarınıza dair daha derin bir farkındalık olmuştur. O bayağılıkları ise hayatınızdan çıkartamıyorsunuzdur. İrade demişsinizdir, biraz daha tertipli olabilsem, nefsime söz geçirebilsem, işte o zaman her şey daha kolay olacaktır. Derken de bu kitabı görmüşsünüzdür. Yani, bu kitabı değil, öbür kitabı. Jules Payot'unkini. İrade ve terbiye kelimelerindeki dini çağrışımlar, tarihi bir şahsiyet, esrar ve hikmeti çağrıştıran saman kağıdı rengi kapak ve Cemil Meriç referansı... Elbette okuyacaksınızdır. Dışarıdan baktığımda en azından benim okuduğum hikâye bu noktaya kadar böyle. Sonra hikâyenin en iyi kısmına geliriz. Bu İrade Terbiyesi , Cemil Meriç'in İrade Terbiyesi değildir. O İrade Terbiyesi, bu incelemeye konu olan kitabımızdır. Öte yandan, Cemil Meriç, Payot'un İrade Terbiyesi'ne de işaret etmektedir; zira Ethem Bakar'ın İrade Terbiyesi , Payot'un İrade Terbiyesi 'ni kendine temel alan, şerh veya genişletilmiş baskı olarak tanımlayabileceğimiz bir versiyonudur. Bunu gören Ketebe Yayınevi durur mu, muhafazakâr camia arasında Payot'un kitabı dahi ilgi toplamışken, Cemil Meriç'in esas işaret ettiği kitap olan ve yabancı
İrade TerbiyesiEthem Bakar · Ketebe Yayınevi · 20231,245 okunma