"Moskova'ya niçin gideceğini biliyorum... Dün televizyondan sana kaş göz yapıyordu, anlamadım sanki... Hiçbir yere gitmiyorsun. Yalan söylüyorsun, hiçbir işin yok orada, iş gezisi de yok. Ben bilmiyorum sanki, bu sefer yönetimi arayıp soracağım, bakayım ne acil iş varmış ki seni böyle apar topar Moskova'ya gönderiyorlar. Gördün mü, yalan söylüyorsun işte. Hiç de ayıp falan olmaz, elbette şimdi baban gelip konuşur seninle. Nasıl yani babanı beklemeyecek misin? Ne uçağı? Ne bileti? Şimdi o biletini yırtarım senin? Bana yalan söyleyip durma! Şimdi babana telefon edeceğim. Ne demek zaten gideceğim! Demek babam da annen de umrunda değil, öyle mi? O hayasızın kızı, senin için anneden babandan değerli mi yani? Bize reva gördüğün bu mu? Çektiğimiz bunca ıstırabın, sıkıntının karşılığını bize böyle mi veriyorsun? Demek ki annein gözyaşı da senin için önemsizmiş. O ahlaksız kadına neler edeceğim, görürsün. Allah'ım! Hâlâ o kadın ahlaksız değil diyor. Ahlaksız da derim, sürtük de... Bundan on kat beterini de. Sen beni iyi tanıyamamışsın. Onun namussuz kocasına da telefon edeceğim. Hadi bana üzülmüyorsun, hasta babana da mı üzülmüyorsun? Senin hiç insafın yokmuş. Peki, git. Serseri, avare, çulsuz. Git bakalım hangi parayla gideceksin... Zannediyor musun eskisi gibi annen baban cebine harçlık koyacak artık. Çok yeme boğazında kalır. Şimdi nasıl gidiyorsan git. Fakat geriye dönme, gözüme gözükme daha, hayırsız evlat... Yavrum, gözümün nuru, eğer gidersen annen şuracıkta ölsün. Nasıl endişelenmeyeyim, anne yüreği bu. Nereye gittiğini, kimin yanına, niçin gittiğini bilmiyor muyum? Demek üç güne kalmaz, dönersin, öyle mi? Bu üç gün de o fırıldağın yanında mı kalacaksın? Peki, demiyorum, onun hakkında kötü konuşmayacağım ama senin aklın başında değil, farkındayım. Ne dünya ne âlem