Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Anne Olmak
"Moskova'ya niçin gideceğini biliyorum... Dün televizyondan sana kaş göz yapıyordu, anlamadım sanki... Hiçbir yere gitmiyorsun. Yalan söylüyorsun, hiçbir işin yok orada, iş gezisi de yok. Ben bilmiyorum sanki, bu sefer yönetimi arayıp soracağım, bakayım ne acil iş varmış ki seni böyle apar topar Moskova'ya gönderiyorlar. Gördün mü, yalan söylüyorsun işte. Hiç de ayıp falan olmaz, elbette şimdi baban gelip konuşur seninle. Nasıl yani babanı beklemeyecek misin? Ne uçağı? Ne bileti? Şimdi o biletini yırtarım senin? Bana yalan söyleyip durma! Şimdi babana telefon edeceğim. Ne demek zaten gideceğim! Demek babam da annen de umrunda değil, öyle mi? O hayasızın kızı, senin için anneden babandan değerli mi yani? Bize reva gördüğün bu mu? Çektiğimiz bunca ıstırabın, sıkıntının karşılığını bize böyle mi veriyorsun? Demek ki annein gözyaşı da senin için önemsizmiş. O ahlaksız kadına neler edeceğim, görürsün. Allah'ım! Hâlâ o kadın ahlaksız değil diyor. Ahlaksız da derim, sürtük de... Bundan on kat beterini de. Sen beni iyi tanıyamamışsın. Onun namussuz kocasına da telefon edeceğim. Hadi bana üzülmüyorsun, hasta babana da mı üzülmüyorsun? Senin hiç insafın yokmuş. Peki, git. Serseri, avare, çulsuz. Git bakalım hangi parayla gideceksin... Zannediyor musun eskisi gibi annen baban cebine harçlık koyacak artık. Çok yeme boğazında kalır. Şimdi nasıl gidiyorsan git. Fakat geriye dönme, gözüme gözükme daha, hayırsız evlat... Yavrum, gözümün nuru, eğer gidersen annen şuracıkta ölsün. Nasıl endişelenmeyeyim, anne yüreği bu. Nereye gittiğini, kimin yanına, niçin gittiğini bilmiyor muyum? Demek üç güne kalmaz, dönersin, öyle mi? Bu üç gün de o fırıldağın yanında mı kalacaksın? Peki, demiyorum, onun hakkında kötü konuşmayacağım ama senin aklın başında değil, farkındayım. Ne dünya ne âlem
Sayfa 237
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"... Sen on yıldır o pencereden bakıp akademinin yeni binasını görüyorum, diyorsun. Doğru değil. On yılı geç, bu bina inşa edileli üç yıl bile olmadı. Bu bir. İkincisi, ben ömrüm boyunca aynı manzarayı göreceğim, diyorsun. Bu da yalan. Çünkü bir yıl sonra, sirkin yeni binasının inşaatı tamamlanacak, onu göreceksin. Farklı binalar dikilecek, yeni manzaralar doğacak. Doğrudur, senin penceren tren penceresi gibi hareket etmiyor ancak oradan görünen manzara da hayat da değişiyor, değişecek... Sen sembolik anlamda pencere diyorsun, biliyorum. Ben de aynı şekilde şunu söylüyorum: Eğer pencereden dikkatli bakarsan, hayatın nasıl kaynadığını, hareketli olduğunu, her an değiştiğini görürsün. Evet, niye susuyorsun? Çünkü ben haklıyım. Şimdi dinle, bir şey daha anlatayım. Bugün sabah radyoda bir programı dinliyordum. Hangi program olduğunu bilmiyorum ancak radyoda denilen bir şey benim de aklıma yattı, çok beğendim. Tam olarak hatırlamıyorum, aklımda kaldığı kadarını anlatayım. Üç mazmunu esas almışlardı: pencere, kapı, ayna... Elbette mecazi anlamda. Diyordu ki: İnsanlar üçe ayrılırlar. Bazı insanlar odalarındaki kapıları, pencereleri ayna olarak tasavvur ederler. Nereye baksalar kendilerini görürler. Bu insanlar için dünyada sadece kendileri vardır. Bunlar için ne pencereden görünen manzara vardır ne de kapının arkasındaki hayat. Sadece ayna ve kendisinden ibarettir dünya. Bazı insanlar da pencereden bakarlar. Pencereden dünyayı, hayatı seyrederler. Bunlar seyircilerdir. Pencereden gördükleri güzelliklere, kötülüklere dışardan bakarlar. Bazı insanlar da kapıyı açıp hayatı ve insanların içine dalarlar. Kapıdan dışarı çıkıp pencereyi gördükleri güzelliklere sahip çıkarlar, kötülük gördüklerinde ise kollarını çemreyip mücadeleye girişirler. Pencere, kapı, ayna... Ben kapıdan
Sayfa 165
Alıntı
Kapıyı ayakla açmak
Biraz sonra Mürşit ile Menzer de evlerine gitmek için kalktılar. Süreyya onları da yemeğe davet etti. Mürşit, "Kapıyı ayağımızla mı açalım, elimizle mi?" diye sordu. Süreyya onun ne demek istediğini anlayamadığı için Mürşit izah etti. "Süreyya bacı, siz de iyice "dilbilmez" olmuşsunuz! Yani, elimiz dolu mu gelelim, demek istiyorum?"
Sayfa 143
Alıntı
"Nizamî'nin başka bir kelamı da var," dedi. "Rahmetli ne güzel söylemiş: 'Arkadan atılan taş değse değse, topuğa değer.'"
Sayfa 136
Alıntı
Akrebi ve yelkovanı olmayan saate bakınca insan tedirgin oluyordu. İnsanın içinde bilinmez, anlaşılmaz, korkunç bir his oluşuyordu. Sanki burunsuz bir yüzle karşılaşmış gibi...
Sayfa 121
Alıntı