Zaur çok genç ve tecrübesizdi, aslında çocuk sayılırdı. Nimet, onun bu garip lakin yüzde yüz uydurma iddiayla, sadece Tahmine'nin dikkatini kendi üzerine çekmek istediğini anlıyordu. Bu yüzden sohbeti daha farklı bir mecraya yöneltti.
"Benim bir arkadaşım vardı," dedi. "Rüya görmeyen adamlar Avusturya ve İsviçre'ye benziyorlar," diyordu."
Tahmine sual dolu bakışlarla Nimet'e baktı. Yine onu şaşırtan, ilgisini çeken Nimet olmuştu. Zaur biraz daha sert tonla "Niye özellikle Avusturya, İsviçre... Niye Kamboçya değil?" diye sordu.
Nimet, "Kamboçya mı," diye tekrar etti ve zihninde dünya haritasını canlandırmaya çalışarak devam etti. "Kamboçya'nın denize kıyısının olup olmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Ama arkadaşım Avusturya ve İsviçre diyordu. Çünkü bu ülkelerin denize kıyısı yok. O, rüya görmekten mahrum adamların, denizden mahrum ülkeler gibi olduğunu söylüyordu. Avusturya, İsviçre daha bilmem nice ülkenin denize kıyısı yoktur?"