Beyaz Gemi bir başyapıt, bir yazarı tek başına büyük usta yapmaya yetecek bir eser. Semboller, efsaneler, masallar ve gerçekler… İnsanın köpürttüğü kutsalına, ‘put’una ihanetinin öyküsü. Dünyevi endişeler için ve kendisinin geleceği olan ‘çocuğu’n hayallerini bitirme pahasına. Bunu hep yaşamıyor muyuz? Önce cehaletten, gafletten dolayı olmadık bir şeyi kutsallaştırıyor, sonra dünyevi endişelerle ona ihanet ediyoruz. Kaldı mı bizde o çocuğun saflığı? Gerçi çocuğun saflığı bu romanda masallarla kolay kandırılmayı içeriyor, böyle bir saflık iyi değil. ‘Çocuk’ mazur görülmeli; yedi yaşını yeni bitirmiş ve içinde bulunduğu durum berbat, sığınacağı yer ancak hayalleri olabilir. Ya biz yedi yaşında olmamamıza rağmen ve çok daha iyisini yapabilecekken yanlış şeylere inanıyor ve peşlerinden gidiyorsak! Sonucun ne olacağı belli değil mi? ‘Yeterince yaşarsak ‘put’umuzun başına geleni göreceğiz. Hem de o ‘put’u en fazla parlatanların eliyle. Ah Mümin dede! Niçin hem bu kadar kolay inanıyor, hem de bu kadar kolay ihanet ediyorsun? Böylesine pasif olmaya mecbur musun? En çok sevdiğin, en çok değer ve emek verdiğin kişinin, ‘çocuğun’ eline olmadık ‘put’lar verip sonra da o putlarla beraber onu öldürdüğünün farkında bile değilsin! Orozkul’lar sen ve yanındakiler böyle olduğu için Orozkul’luk yapabiliyorlar! Söylenecek çok şey var! Defalarca okunabilecek mükemmel bir eser.