Kağıt kalem ve boş zaman var yazayım demiş yazmış
Puan vermedi·205 syf.··
2026 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 19:54
Sıradan bir anlatı ve bazen anı bazen hal hatır yada bir başka insanlardan bahsetme, yani birine birşeyler anlatır gibi yazılmış bir kitap. Okurken ne detay kaçırma zaten yok nede ne demek istedi diye bir anlatı yok.
Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle BekliyorumSusanna Tamaro · Gendaş Kültür Yayınları · 1998432 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2026 8. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 19:25
​"Bir fikrin, en zor şartlar altında bile nasıl yeşerip dallanıp budaklandığını görmek anlatmaktadır. Bu eser, sadece dini bir metin değil; aynı zamanda 1927-1934 yılları arasındaki Said Nursi'nin Barla hayatının, bir sürgün döneminin ve o dönemdeki 'hizmet' felsefesinin satırlara dökülmüş samimi bir günlüğü niteliğindedir. Kitap, Bediüzzaman Said Nursi ile talebeleri arasındaki mektuplaşmalardan oluşuyor. Ancak bu mektuplar sadece hal-hatır sorma değil; derin felsefi sorulara verilen cevaplar, iman hakikatlerine dair izahlar ve bir topluluğun ortak bir ideal etrafında nasıl kenetlendiğinin kanıtı. Talebelerin yazdığı mektuplardaki 'öğrenme aşkı' ve 'sadakat' temaları, günümüz dünyasının yüzeysel ilişkileriyle kıyaslandığında insanı derin bir tefekküre sevk ediyor.
Barla LahikasıBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20122,473 okunma
Reklam
Puan vermedi·182 syf.··
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 20:20
"Bu çizginin önde gelen bir temsilcisi olan İbn Ebî Hâtim’in önünde ise iki yol kalıyordu: Ya bütün sorunlarına rağmen tefsir rivayetlerini bu halleriyle kabullenecek ya da onları derlemekten vazgeçecekti. O, birinci yolu tercih ederek bu rivayetleri derlemiş ve hacimli bir eser vücuda getirmiştir. Böylece biz de onun sayesinde, ilk hicri asırlarda yaşayan alimlerin Kur'an yorumlarına ulaşabiliyoruz." Her ne kadar sonuç kısmında böyle anlaşılır bir cümle olsa da, kitabın tamamı için bunu söylemek çok zor. Hani Âkif hocayı okumak akademik olmayı gerektiriyor demiştim ya, işte bu kitap için o da az kalıyor. İnsanlar ne kadar emek veriyor bazı şeylere ve biz ne kadar kolay harcıyoruz. Ocu bucu. Azıcık da dönemi okusak, biraz da bağlamı görsek. Yok en doğru yok kendi yolu herkes için. 2003 şartlarında emek verilmiş hem de çok. R'nin r'sinin r'si .... ciddi emek. Bunu yapabilmek için ravilerle oturup kalkmış olmak lazım zihin dünyasında. Birer isimden ibaret olsalar bu kadar olamazdı . Âkif hoca bazen der, Taberi'yi F.Razi ile beş dakika aynı odada bıraksak kavga edip çıkar ikisi de. Tahammül edemezler. Şimdi ise ikisinin zihin dünyasından başka bir boyut ortak tefsiri çıkarmaya çalışıyorlar. Böyle olur mu? Bence de olmaz. Olamıyor. Sonra bu bilimselciler yüzünden, bütün dünya İslâm'ı diline doluyor. Kur'an'ın böyle bir derdi gayesi yok. Keşke insanların da böyle tuhaf hizmetleri olmasa. Allah bilir ya. Ben bu kitapta matematik de gördüm. Mukabelede bir hanım sesi açtı hâl hatır sordu, belli ki yaşlı, Âkif hoca ellerinizden öperim dedi şaşırdım. Çünkü biliyorum annesinin vefat ettiğini. Matematik öğretmenim dedi. Sonra o hanım hoca dedi ki ee biz de öğrencimizin öğrencisi olduk bu yaşta. Ben çok gurur duydum şahsen. Âkif hocayı bilmem. Hiç renk vermiyor ki. Neyse,
Din
Erken Dönem Tefsir FaaliyetleriMehmet Akif Koç · Kitabiyat Yayınları · 20032 okunma
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 14:12
Orhan Toker’in Dijital Tsunami adlı kitabını okurken zihnimde iki sahne canlandı. Bir gün misafirimiz vardı; dört yaşlarında bir kız çocuğu… Ona birlikte oyun oynayalım dedim, kızlarımın oyuncak çay takımlarını çıkardık. “Sen misafirliğe gelmiş ol, çay içelim ve sohbet edelim” dedim. Bardaklarımızı doldurduk, hal hatır sormaya başladık. Tam o sırada durdu ve çok doğal bir şekilde, “Haydi şimdi telefonlarımıza bakalım,” dedi. Şaşırdım. “Ama biz sohbet ediyoruz şu an,” dedim. “Hayır, şimdi telefonlara bakmamız lazım,” diye ısrar etti. Henüz dört yaşında bir çocuğun sohbetten sonra otomatik olarak telefona yönelmesi beni gerçekten çok üzmüştü. Belli ki gördüğü dünya buydu. İkinci sahne ise bir hastanede yaşandı. Sıra beklerken bir aile vardı; anne, baba ve henüz bir yaşında bile olmayan bir bebek. Bebek arabasında uyuyordu. Annenin sırası geldi, içeri girdi. Baba çocukla kaldı. Bebek uyandı, ağlamıyordu bile, sadece etrafına bakıyordu. Baba hiç beklemeden telefonundan bir video açtı ve ekranı çocuğun yüzüne tuttu. Çocuk ağlamıyordu, ilgi istemiyordu; ama yine de ilk çözüm ekrandı. Bu iki sahne beni derinden düşündürdü. İnsanların çocuklarıyla gerçekten temas kurmak yerine ekranlara sığınmasının ne kadar normalleştiğini fark ettim. İşte tam da bu yüzden, böyle bir zamanda böyle kitaplara ne kadar ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Dijital dünyanın hayatımıza nasıl sessizce ama güçlü bir şekilde yerleştiğini, ilişkilerimizi nasıl dönüştürdüğünü fark etmek için… Belki herkes bu tür kitaplara yönelmiyor, belki yönelenler azınlıkta kalıyor. Ama yine de bu farkındalığın bir yerden başlaması gerektiğine inanıyorum. Bu kitap, bana sadece teknolojiyle ilgili değil; insan ilişkileri, çocuklarımızın geleceği ve gerçek bağlarımız hakkında da çok şey düşündürdü. Okunması
Dijital TsunamiOrhan Toker · Yediveren Yayinları · 202561 okunma
Yaşayan Bir Roman Karakteri: Martin Eden
10/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Jack London ölümsüz bir karakter yaratmış. Edebiyatla biraz olsun ilgilenen herkes kendinden bir parça bulacaktır bu genç adamda. Martin varoşta kendi sınıfından insanlarla beraber mutlu bir hayat yaşamaktadır . Etrafında onu sadece Martin Eden olduğu için seven insanlar vardır. Yapmacık ilişkiler ve formalite sohbetler yoktur. Kendi sınıfında maddi bir yoksulluk çekiyor olsa da aslında farkında olmadığı manevi bir zenginliğe sahiptir. Sahip olunmayan şeylere karşı duyulan bir arzu vardır işçi sınıfında ve bu arzu onları hayatta tutar. Takım elbiseli, fötr şapkalı adamlara ve ütülü güzel elbiseler içindeki kadınlara karşı hem bir hayranlık duyulur hem de kıskanmaktan doğan ince bir nefret beslenir. Bir komplekse sahiptir bu yüzden işçi sınıfı. Hem sevgiyi hem de nefreti aynı anda duyumsar burjuvaya. Ulaşamayacak olmanın haseti ve ulaşmaya duyulan arzu. Martin Eden başına gelebilecek en talihsiz şeyi yaşar ve burjuva sınıfından birine aşık olur. Bu aşk başta sadece bir kıza duyduğu çekimden ibaret değildir; onu asıl çeken şey kendisine itiraf edemezse de burjuva sınıfıdır. Martin o sınıfa dahil olmayı ister. Onlar gibi giyinmeyi, onlar gibi konuşmayı, onlar gibi yemek yemeyi... Martin onlar gibi olmak için her şeyini ortaya koyar. Deliler gibi okumaya başlar dil bilgisini öğrenir, genel kültürünü geliştirir... Ama kültürel farklarını kapatmaya başlasa da asıl sınıf farkına sebep olan şeye sahip değildir: Para. Martin çareyi yazmakta arar. Deliler gibi yazmaya başlar. Günde sadece birkaç saat uyur. Başka bir işte çalışmayı red eder. Kıt kanaat geçinir, açlık çeker. Ne yazık ki yazdıklarının karşılığında bir şey alamaz. Müsvedeleri gönderdiği dergiler ona yazılarını aynı şekilde iade eder, çoğu adam akıllı bir red mektubu bile yazmakla uğraşmaz. Martin ise pes etmeye
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Hâlâ kalplerinde yaşlılar için bir oda bulundurabilenlere...
10/10
·248 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 14:26
Şermin Yaşar’ın “Altı Harfli Bir Tatlı” kitabı hem tatlı tarifleri hem de farklı örgü modellerinin ismini öğrendiğimiz, farklı hayatlara misafir olarak empati kurduğumuz ve o hayat hikayelerinden de kendimizi çeşitli dersler çıkardığımız harika bir kitap. 9.sınıftan itibaren bütün yaş gruplarına hitap ediyor. Selime teyze dört çocuğu olmasına rağmen bayramlarda ve özel günlerde yalnız kalıyor. Çocuklarının ilgisizliği onu derinden yaralıyor ve yaşam tarzını, yaşadığı yeri değiştirme kararı alıyor. Bu sürpriz karar, çocuklarını şaşırtıyor ve kızdırıyor. Meltem ise eşi Mehmet’ten boşanmış çünkü Mehmet ona hiçbir zaman iyi gelmemiş. Meltem, Fırat’la tanışıyor ve birlikte Kastamonu yolculuğuna çıkıyorlar. Fırat’ın işleri uzayınca Meltem, Selime teyzenin evine misafir oluyor. İkisi de aile hayatlarını birbirine anlatıyor. Selime teyze çocuklarının onu ziyarete gelmemesinden yakınıyor. Yaşlıların onları ziyarete gitmediğimizde, hâlini hatırını sormak için aramadığımızda neler hissettiğini bir yaşlı teyzenin gözünden görmek çok etkileyiciydi. Okurken Selime teyzenin hissettikleri bizlere de geçti ve onunla birlikte üzüldük. Anlatılanlara çocuklarının bakış açısıyla bakınca da çocuklara hak vermemek elde değil. Ama her ne kadar geçim derdi içerisinde de olsak ailemize dinlenmek için içtiğimiz bir kahve molası kadar da olsa ayıracak, gönlünü alacak vaktimiz yok mu gerçekten? Bir iki dakika da olsa sesini duyup hâl hatır sormak o kadar zor olmamalı. Çünkü o yaşlıların yaşayacağı ne kadar ömür kalmış şunun şurasında? Meltem de boşanmış anne-babanın yanında büyümenin zorluklarını temsil ediyor. Babasının zorda kalınca kendisini babaanne ve dedesinin başına atmasını, yaşlılarla birlikte yaşamanın ona hissettirdiklerini, yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kitap, farklı
Edebiyat & Roman
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
Reklam
Reklam