Bismillah ❤️ Hiç kimsenin başkasının hayatına karışma hakkı yoktur; çünkü herkesin imtihanı kendine özeldir ve hesabını da yalnız kendisi verecektir. Ancak insan insana aynadır. Kırmadan, incitmeden, hakikati hatırlatmak karışmak değildir; imandır, emr-i bi’l-ma’ruftur, sorumluluktur, merhamettir. İmandır; zira bir kalbin karanlığa düşmesine razı olmamak, müminin kalbine sığmaz. Emr-i bi’l-ma’ruftur; fakat bu emr-i bi’l-ma’ruf, haddi aşarak hükmetmek değil, gönül kazanarak Hakk’a davet etmektir. Sorumluluktur. “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız” sırrınca, susmak vebaldir. Merhamettir. Nitekim en güzel nasihat, yaşayan bir hâl ile verilendir; sözden önce ahlâk konuşmalıdır. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
"AŞK ile Hû"
"17 yaşımda "Tasavvuf"la tanıştığımda, bana oldukça derin ve anlaşılması güç gelmişti doğrusu. O dönem sadece teorik bilgiler olarak gördüğüm birçok kelam, insan yaşadıkça ve kendi iç dünyasına kulak vermeyi öğrendikçe bambaşka anlamlar kazandığını, bugün çok daha iyi kavrıyorum. En bi sevdiklerimden İbnü'l Arabi'nin "Hak Yolcularına Armağan" eserini elime aldığımda, hakikate giden yolun yalnızca bilgi biriktirmekten değil, o bilgiyi hâl'e dönüştürmekten geçtiğini iliklerime kadar hissettim!☺️📚 m.youtube.com/watch?v=RNLofl6...
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Uzaklaşan birbirine sarılması gereken gönüller di, ama biz bedenler ile yakınlığı yakınlık sandık ve en sonunda yandık... Paramparça bir hâl ile karşı karşıya kaldık !
"Bir hâl sana tekrar ediyorsa, bil ki Hak o hâl ile seni eğitmektedir." Muhyiddin İbn Arabi
Din İslam
Nikah Şahitliği ve Hanefî Mezhebine Göre Gayb İlmi ​Hanefî mütekaddimûn (ilk dönem) fukahasından olan İmam Fakih Ebu'l-Kasım Ahmed b. İsme es-Saffâr (ö. 336 h.), evlenirken Yüce Allah’ı ve Nebi ﷺ'i nikahına şahit tutan kimsenin tekfir edileceğini (dinden çıkacağını) açıkça belirtmiştir; çünkü bu kimse, Nebi ﷺ'in gaybı (yani kendisine ulaşacak hiçbir beşerî yol bulunmayan gizli şeyleri) bildiğini iddia etmiş olmaktadır. ​İmam Ebu'l-Kasım'dan yapılan bu nakli; el-Fetâve'l-Velvâliciyye (c. 5, s. 422), Hulâsatü'l-Fetâvâ, el-Muhîtü'l-Burhânî, el-Fetâve'l-Bezzâziyye ve el-Fetâve't-Tâtârhâniyye gibi pek çok meşhur fetva kitabı yazarı aynen aktarmıştır. ​Fakat el-Fetâve't-Tâtârhâniyye müellifi, Ebu'l-Kasım es-Saffâr’ın bu katı görüşüne karşı, el-Mültekat sahibinin (ki muhtemelen 6. yüzyıl alimlerinden Ebu'l-Kasım es-Semerkandî'dir) "tekfir edilmeyeceğini" söylediğini aktarır; zira bu nikahın, Nebi ﷺ'in ruhuna arz edilen (gösterilen) şeylerden biri olma ihtimali vardır. Nitekim et-Tâtârhâniyye'de (c. 4, s. 38-39) şöyle geçmektedir: ​"Bir kimsenin, Allah ve Resûlü’nün şahitliğiyle bir kadınla evlenmesi caiz olmaz. Şeyh İmam Ebu'l-Kasım es-Saffâr'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: 'Bunu yapan kimse kâfir olur; çünkü Resûlullah ﷺ'in gaybı bildiğine inanmıştır.' el-Hücce'de ise şöyle denmiştir: el-Mültekat'ta bu kimsenin tekfir edilmeyeceği zikredilmiştir; çünkü eşya (meydana gelen olaylar) Nebi ﷺ'in ruhuna arz olunur ve şüphesiz peygamberler gaybın bir kısmını bilirler. Nitekim Yüce Allah: 'O gaybı bilendir, gaybına kimseyi muttali kılmaz; ancak razı olduğu bir resûl müstesna' [Cin: 26-27] buyurmuştur." ​Mecmeu'l-Enhür adlı eserde de buna benzer bir ibare yer almaktadır. ​Özetle: Hanefî fukahasından bazı mütekaddimûn alimler, kendisinden sonra meydana gelen olaylardan
Şahsiyetin Muhafazası
İnsanın bu fani dünya gurbetinde kendi hakiki kimliğini bulması, evvela ne olmadığını bilmesiyle, yani bir nefy ameliyesiyle başlar. Kelime-i Tevhid’in ilk kelimesi olan La, kalbin etrafını saran sahte ilahları, modern vitrinleri, kurgulanmış narsist imajları ve nefsin bütün batıl iddialarını temizleyen muazzam bir süpürgedir. İnsan, mükemmellik ve ayıpsızlık baskısı altındaki sahte maskelerini ancak bu değilleme fiiliyle La ile kırabilir. Lakin bu nefyediş, nebevi bir mihenkle ve bir teslimiyetle İllallah ufkuna sabitlenmediği takdirde, ruhu inşa etmek yerine onu dipsiz bir hiçliğin ortasında bırakır. Şayet bu değilleme nebevi hitaptan kopar ve kalbi bir liyakatsizlikle buluşursa, insan ortada kalır. Ne o olabilen ne bu kalabilen, yaşadıklarını tefsir ve anlamlandırmayı reddeden şaşkın nefis, orta yol zannettiği kimliksizlik rampasından aşağı fütursuzca yuvarlanır. Bu araf, tam anlamıyla uçuruma uçarak gitmek gibidir. Absürd kişilerin absürd cümlelerine, hal ve tavırlarına, okuduğunuz çok satan yazarların saksağan laflarına La süpürgesiyle her şeyi süpürüp yerine İllallah'ın mutlak ve nurlu ikamesini koyamayan modern aklın kaçınılmaz hazin sonudur. Onlar sahte olanı reddetmiş, fakat yerine hakiki olanı koyamadıkları için ben o değilim ama bu da değilim şaşkınlığı içinde, kendi inşa ettikleri anlamsızlık dehlizlerinde kaybolmuşlardır. Alternatifi çok olanın ve zihninde sahte mükemmellik şablonları arayanın, nihayetinde hayattan ve hakikatten alacağı lezzet eksik kalacaktır. Bir mümin ferasetiyle şöyle bakar, bu küre-i arzda, bu çölleşmiş asırda hepimiz birer sürgün, cennet ufkuna doğru yürüyen birer yolcuyuz. Kendimizi mutlak manada fildişi kulelerinde müstesna görerek kibre kapılmak, fıtratın zaaflarından azade olduğumuzu iddia etmek nefsin en sinsi oyunudur. Hakiki
Duygu ve Düşünce