Demokrasiyi, İslam ile beraber zikrettiklerinde, demokrasinin meşru ve makbul bir sistem olabileceğini vehmetmektedirler. Diğer çağdaş ve bozuk ideolojiler de öyle. Ya da sınırı ve çerçevesini ahlaksız batının belirlediği özgürlük, eşitlik, insan hakları, diyalog ve hoşgörü gibi değer ve kavramların da bu insanlarca yüceltildiğine şahit oluyoruz? Sözler ve sloganlar güzel. Hakiki gaye ne?
Durum böyle olunca Allah ve Resûlü’nün düşmanlarına göstermeleri gereken buğzu, bir bakıyorsunuz ki tevhid davetçilerine yöneltmişler.
Şiraze kaçınca dost ve düşman algısı da tersine dönüyor. Hal böyleyken muvahhid Müslimlerin yanında veya etrafında gerçek anlamda dost da kalmıyor.
Melekler, bir hâl ve bir makamda bulunurlar. İnsan ise câmi-i meratib olduğu için her an başka bir hâl ile muttasıftır. Bundan dolayı havâss-ı beşer, meleklerden efdaldir, denilmiştir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ne yapmak lazım" konusunu hal yoluna koyamadım. Buluğ çağında idim ve sarsıntılar ile bir o yana, bir bu yana savruluyordum. Bir dert ortağım yoktu. "Bir süre her şeyi unutsam iyi olacak" dedim. Kendimi spora verdim.
Seyit Kutub İslama dönüş yaparken Ehl-i Sünnet âlimlerini değil bidat sahiplerini kendisine mehaz kabul etmiştir. Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifleri hep kendi aklı ile çözmeye ve değerlendirmeye yeltenmiştir. İşte bu hâl onu çoğu yerde yanlış anlamalara yöneltmiştir.
İyilik dediğimiz şey her zaman heybetli sıçramalarla ortaya çıkmaz. Ufacık şeylerle, ufak dikkatlerle, bir başka insanın nasıl bir hal içinde olduğunu anlamakla yani empati ile, bir başka insanla hem hal olabilmekle mümkün. Yani şu soruları sorabilmekle: Bu durumda acaba o ne hissediyor olabilir, onun yerinde ben olsam ne hissederdim, acaba onun sızısını nasıl dindirebilirim, ona nasıl yardımcı olabilirim? Bu sorular insan olabilmenin özünü ele verir.