🎬 THE BOROUGHS DEVAM 2026- / 1 sezon, 8 bölüm / Mayıs 2026 da izledim Her bölüm yaklaşık 45 dakika Türkçe Dublaj Kanal / Nerden izlerim : Netflix / Netflix, İnternet Puan IMDb : 7.3 / Benim : 7.5 Tür: Gizem, Macera Abd Yapımı 16+ Yönetmen : Augustine Frizzell Senaryo: Jeffrey Addiss Yapımcı: 📌 KONU : Sessiz ve sıradan görünen bir emekli yerleşkesinde yaşayan bir grup yaşlı insan, kasabanın altında gizlenen doğaüstü bir tehditle karşı karşıya kalır. Başta küçük ve açıklanamaz olaylar gibi görünen durumlar giderek büyür ve kasabanın sakinleri geçmişleriyle, korkularıyla ve bilinmeyen bir güçle yüzleşmek zorunda kalır. 💬 YORUM : Bence "Stranger Things'in emeklilik versiyonu gibi bir dizi. Gizem, doğaüstü olaylar ve bu kez dünyayı kurtarmaya çalışan gençler değil; hayatın sonbaharındaki insanlar. Atmosferi güçlü, temposu sakin ama merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Dizi sanki Hawkins ekibinin 40-50 yıl sonraki halleri aynı gizemi çözmeye çalışıyormuş hissi veriyor. Ama burada olay gençlerin macerasından çok; yaşlanmak, kayıplar, yalnızlık, geçmişle hesaplaşmak ve "hayatın son döneminde hâlâ kahraman olabilir misin?" sorusu üzerine kurulmuş. Stranger Things'in nostaljik gizem atmosferini seviyorsanız büyük ihtimalle bunu da seversin. Fakat temposu biraz daha ağır ve karakter odaklı ilerliyor. Aksiyon yerine gizem ve karakter ilişkileri ön planda. Stranger Things kadar sürükleyici değil ama aynı hissiyatın daha olgun ve melankolik versiyonu gibi. 🔄 DEVAM / İPTAL İlk sezonuyla yayınlandı. Devam kararı için Netflix'in resmi açıklamaları takip edilmeli. Ama devamı gelecek gibi bitti, bence gelir. 🎯 Bunu sevenler şunları da izleyebilir: • Stranger Things • Widows Bay • From • Midnight Mass Siz izlediniz mi? İzleyenler varsa yorumlara bekliyorum
KISIR DÖNGÜ Ana rahmine düşmemden bu yana çok yaş aldım ancak pek yaşamadım. O yüzden, ruhu gökyüzüne gönenen değil de bedeni toprağa yönelen yaşlı bir ahmağa dönüştüm. Hiç bir tecrübem bana kar etmedi, beni uslandırmadı. Bütün ömrümü, yanılgılar ve aidiyetsizliklerle geçirdim. Bu sebeple olsa gerek, her sabah alarm sesine uyanır uyanmaz ayaklarımı yataktan sarkıtıp "bir ömrü böyle mi tüketeceksin" döngüsüne kapıldım. Hayata tutunmak için kendisine "elbet bir gün her şey düzelecek" yalanını uyduranların cesaretini bile kendimde bulamaktan aciz kaldım. Ancak bu cesarete sahip olsaydım bile bu yalanlara sığınmazdım. Çünkü bunu düşündüğüm ilk anda, baştan sona bana sahte gelirdi ve kendimden tiksinirdim. Ardından kerih kusmuğun sebep olduğu bir mide bulantısı beni ele geçirirdi. Şimdi bütün yalan ve tiksintilerden uzak, her şey için hayıflanıp ancak değişmesi için tek bir adım bile atmaktan aciz bu ayaklarımın beni nereye kadar taşıyacağını bilemiyorum. Hem bunca koşuşturmanın manası neydi veya gereği var miydi? Hayatın bu koşuşturmalarına bir anlam veremiyordum ancak kendim de yaşama bir anlam katamıyordum. Ama bu hastalığın teşhisini ve adını çoktan koymuştum: anlamsızlık ve huzursuzluk! Belki de hayat sadece bu mezkûr durumlardı! Hem Sartre hem de Camus yanılmıştı. Hayat bazen anlamsız bazen de basit bir yaşanmışlıktı. Yani huzursuzluktu. Yoksa hayatı bu denli anlamsız, saçma ve tinsinç bulmamın yanı sıra bazen de bir o kadar güzel, tutkulu ve vazgeçilmez hissetmezdik. Bir tek bu anlarda yaşadığıma dair bazı emarelerin zihnimden kanıma sızdığını hissedebiliyorum. Kalbim, üstü külle örtülmüş köz gibi içten içe kanımı harlamaya başlıyor. Ama...! Ama kalbim, bu sevinci taşıyan kanı, kötürüm bedenime dağıtamıyor. Lanet olsun şu ama'lara! Bir anlık huzuru bile bana
Reklam
Sonra çıkıyorsun dışarı. Bakıyorsun, güneş hâlâ tepede. Bir sigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: 'Ne yapalım, kısmet değilmiş..' Sabahattin Ali
Şiir
1000Kitap
"Keşke çıkarıp koyabilsem kalbimi başucuma Biraz da öyle seyretsem seni Soğuk yataklarda uyumaya alıştım Isıtma yüreğimi Alışmak istemiyorum yamalı umutlara Bir tarafı ham hâlâ sevilmeyen yanlarımın Gitmek istiyorsan uzaklara Bana gel Kalbim dönük sana, yüzüm değil Bir adım, bin adım ne farkeder Kalpten kalbe farklı ölçülür mesafeler Sen, kaç ayrılık ötedesin? Gitmek istiyorsan uzaklara Bana gel Sen, hep gitmek istediğim yerdesin" #alıntı -lilayasiirler
1000Kitap
bin kere veda edebilirim ama hâlâ nasıl gideceğimi bilmiyorum.
24'ün sorumsuz zaman dili gece.. Sen ise heybesindeki haybesin ne de olsa. "Amma ağırdır düşününce." Ayın zincirleri sağ olsun. Lakin paslanıyor, şu fakire bir cila. Gülen çocuklar bu gezegeni güzel kılan çok az şeyden biri. Bir de içimdeki çocuğa bak. Kadrajı kafama sabitlemiş, pompayla kurşun şişiriyor. Kış sabahlarında battaniyenin altından çıkmak istemeyen ben gibi, şapkalarını çekiyor harfler üzerine. Ama iyi de yüzünüz gözükmüyor ki. Dert değil tanıyorum, hanginiz hanginiz... Kelimelerle anlaştığım denli insanlarla anlaşmak isterdim. Herkesde bir mevsim görüyorken benimki yok ya da kaçamak. Göremiyorum ki! Şu önümdeki beni çeker misiniz? Gücüm yetmiyor kendisine. Sayfalar sarardı noktayı bulamadım. "Küpe diye sağa karga, sola elmacık kuşu takmışın. Biri diğerini öldürür. Sen diğerine hastasın. Birine gömüt tahsil eden dünyada hastasın. Nasıl olacak? Çok inatçısın." Amma uzun ettin, irisimdeki sarmaşık, sözlerini saklasın. Da bir daha uğrama. "Aynanın karşısına geçince ilk nerene bakarsın?" İçinden durmadan dökülen döngü kozalarına ve onları yiyen larvalara. Yani ağzıma. Tembih tembihe bantlar, uyarırım, "Hiçliklerinizi sıkı giyinin. Dönüşümlü tükenim..." Sende de olmuyor mu, birinin ağzına bakmayagör, neler neler dökülüyor. "Her harfin bir anlamı varmış. Seninki alfabede yok." İyi bak oralarda bir yerde olacaktı. "Gel göster." Bak burada... Sayfalar sarardı ben hâlâ noktayı bulamadım. 15 Haziran 2026 18.31
Reklam