Halbuki insanlar için en izzetli ve en şerefli yaşam Allah azze ve cellenin insanları yaratış gayesi olan kulluktu. Allah'u Teâlâ şöyle buyurur:
"Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi: 56)
“Yüzüstü masaya bıraktığım sayfaları, şimdi bile bir şeyler söylüyor bana: «Aşk münakaşa edilemez. O vardır. Gece olsun da aşka lâyık bir hakikat gelip bana görünsün- Gece olsun da medeniyeti, insanoğlunun alınyazısını, memleketimin insanlarını sevmeyi düşünebileyim! Gece olsun da belki gene de ifade edilmesi imkânsız olan mutlak bir gerçeğe hizmet etmek arzusunu duyayım.» Altını çizdiğim başka bir cümle: «Salt mantık, ruh hayatını öldüren bir şeydir.» Sayfayı çeviriyorum: «Ölüm büyük bir şeydir. Ölüm, ölünün fikirleri, eşyaları, âletleri ile kurulan yeni bir münasebetler ağıdır.» Açık bıraktığım sayfanın ilk satırları: «Halbuki ücretimi zamanında almak isterdim. Sevmek hakkına sahip olmak isterdim. Kimin için öldüğümü bilmek isterdim.»
Evet, kimin veya niçin? Exupéry niçin öldüğünü soruyor, bense niçin yaşadığımı. Yine de insanî bir bağ var aramızda. Farklı durumlarda ortak duygular. Önemli olan, yaşadığımız hayata bir anlam vermek. Bunu bulunca, ölümsüzlüğe kavuşmuş olacağız sanki. Öteki türlü, eti yenmez ve hiç bir işe yaramaz bir hayvana benziyor hayatımız.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Nezihe, «başka bir alem» sözüyle onların durumunu açıklamış oluyordu sanki. Kapalı Çarşı’- dan çıkarken, bu kadar üstüme gelen, benim durumumla böyle yakından ilgilenen, bana ev bulmak için yollara düşen yanıbaşımdaki kızı bir kere olsun öpmediğimi, belki aklımdan bile geçirmediğimi düşünerek yaşadığımız dünyaya başka bir yönden de aykırı buldum kendimi. Halbuki bu işler, herkesin sinema koltuklarında bile becerdiği bir şeydi. Çoğu gencin her pas veren kızdan istediği, onların da esirgemediği şeyi biz aklımıza getirmediğimize göre, biz de «başka bir alem»dik galiba...”
Halbuki tarihi insan ömrüyle ölçmek, iptilaya dönüşmesi kuvvetle muhtemel bir hata. Tarih, ömrümüzü katbekat aşıyor. Tarih, bizleri yiyerek besleniyor yani bizsiz yaşıyor.
İnsanların hareketlerine bel bağlamak, kızmak veya sevinmek, onların bir mevcudiyet, başlı başına bir varlık sahibi olduğu zannından ileri gelir. Hâlbuki bunlar da, hareketlerinin hâkimi olan bir müteharrikin arzusuna tabidirler.