Halepçe Katliamı: Öncesi ve Sonrası
16 Mart 1988, modern tarihin en karanlık insan hakları ihlallerinden biri olarak dünya hafızasına kazınmış; insanlığın vicdanında silinmez bir yara olarak yerini almıştır.
Irak’ın Halepçe şehrinde, Saddam Hüseyin yönetimindeki Baas rejimi tarafından gerçekleştirilen kimyasal saldırı, yaklaşık 5.000–6.000 insanın hayatına mal olmuş, 10.000’den fazla kişiyi yaralamış ve bölge halkının üzerinde nesiller boyu sürecek fiziksel, psikolojik ve sosyolojik travmalar bırakmıştır.
Bu katliam, yalnızca Kürt toplumu için değil; uluslararası hukuk, insan hakları normları ve savaş etiği açısından da bir kırılma noktasıdır.
Kimyasal silahların kullanımının insanlık üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne seren bu olay, aynı zamanda küresel sistemin sessizliğini de tartışmaya açmıştır.
Halepçe’nin stratejik önemi; coğrafi konumu, demografik yapısı ve toplumsal örgütlenmesiyle doğrudan ilişkilidir.
Şehir, İran sınırına yakınlığı ve Peşmerge güçlerinin aktif varlığı nedeniyle Baas rejimi için yalnızca askeri bir hedef değil, aynı zamanda psikolojik ve siyasi bir mesaj alanıydı.
1980–1988 yılları arasındaki İran-Irak Savaşı, Halepçe’nin bu önemini daha da artırmış; bölgeyi büyük güçlerin hesaplarının kesiştiği bir çatışma hattına dönüştürmüştür.
Savaşın Irak açısından temel hedeflerinden biri, İran destekli Kürt ve Şii unsurların sınır hattındaki etkisini kırmak ve merkezi otoriteyi tahkim etmekti.
Halepçe, bu stratejinin en kritik düğüm noktalarından biri hâline gelmişti.
Saddam Hüseyin’in politik yaklaşımı, Kürt kimliğini ve özerklik taleplerini sürekli bir tehdit olarak algılamış; 1970’lerden itibaren uygulanan “Arablaştırma” politikalarıyla demografik mühendislik hedeflenmiştir.
1987–1988 Anfal Operasyonları sürecinde köylerin