Kanser hakkında şunu öğrendim. Size ölümcül bir hastalığı gösterir ve sonra sizi dünyaya, yaşamınıza, onun artık hiç olmadığı kadar çok hissettiğin hazlarına ve tadına geri tükürür. Size hem bir şey verildiğini hem de sizden bir şey alındığını anlarsınız.
İnsanın düşünme işlemini başlatması, sürdürmesi ve sonuçlarının sorumluluğunu tașıması gerekir. Neyin doğru neyin yanlıș olduğunu nasıl söyleyeceğini, kendi yanlışlarını nasıl düzelteceğini insan kendisi keşfetmek zorundadır; kavramlarının, hükümlerinin, bilgisinin geçerliliğini kendisi keşfetmek
zorundadır, düșüncesini yönlendirmek için düşüncenin kurallarını -mantığın kanunlarını- kendisi keşfetmek zorundadır. Doğa ona zihinsel çabasının bașarılı olacağının garantisini vermez.
Akıl dışı olan imkânsız olandır, realitenin gerçekleri ile çelişendir, gerçekler bir dilekle değiştirilemez fakat dileyeni yok edebilirler. Eğer bir insan çelişkileri arzular ve onların peşinden koşarsa -eğer kişi sonuçlarına katlanmadan bir şeyi isterse ve alırsa- bilincini paramparça eder; kendi iç yaşamını karanlık, tutarsız, amaçsız, anlamsız çatışmalar yapan kör güçlerin iç savaşı haline getirir (bu arada bu, bugün çoğu insanın içsel durumudur).
"Geçici olarak burada bulunan babamız... Kılavuzlarımız, sertliği tatlı olan şeflerimiz, ey acımasız ve sevgili yöneticiler..." İşte anlıyorsunuz ki önemli olan, özgür olmaktan çıkmak ve kendinden daha namussuz olana pişmanlık içinde itaat etmektir. Hepimiz suçlu olduğumuz zaman demokrasi olacaktır.