Halil Yayabaşı

Halil Yayabaşı
@halilyybs
5 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Ve işte o yüzden, yani bir zamanlara ait her saniyeyi kendime sayısız defa tekrar ettiğimden, bütün çocukluğum belleğimde öylesine yakıcı bir anı olarak kaldı ki, o geçmişe karışan yıllara ait her dakikayı sanki daha dün kanımda dolaşmış gibi sıcak ve canlı hissedebiliyorum.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Suskunluk içiyorum gürültü çeşmesinden Hepsini kusuyorum küfür zeminlerine Artık hiç korkmuyorum yaramı deşmesinden Zaten daha inilmez bunun derinlerine Yaşadığım zamanın kaybolup gitmesinden Gelecek hayallerin gerçekleşmelerine Hepsi benim bunların, belleğin iç sesinden Tanrılık mertebesi bile konmaz yerine Varmak istediğim yer uzak gün ötesinden Fikrimin dalgaları varır sahillerine Bu geminin gövdesi koptu güvertesinden Batar gider dipsiz denizlerinde en derine Çiçekler kokluyorum sonsuzluk ertesinden Ait midirler bilmem cennet bahçelerine Ezelinden atılmış bu ruhun kertesinden Mutluluklar saçılsın yaşatılan her güne
Duygu ve Düşünce
Sedire oturup radyoyu açtım. Piyano dinlemek istiyordum ama yoktu. Sanki bütün dünya konuşuyor, dans ediyor, operaya gidiyordu. Şu kutunun içinde bana piyano çalacak birini bulamıyordum. Yalnızdım.
Sayfa 15
Yağlıboya geleneğindeki ayrım yalnızca yetenek ya da imgelem sorunu değil, aynı zamanda ahlaksal bir sorundur. Sıradan sanat yapıtları on yedinci yüzyıldan sonra gittikçe artan bir siniklikle yapılır oldu. Başka deyişle ressamın gözünde, resim diliyle anlatılan değerler, ısmarlanan resmin bitirilmesinden, satılmasından çok daha önemsizdi. Şişirilivermiş resimler beceriksizlikten ya da taşralılıktan değil pazarın isteklerinin sanatın isteklerine ağır basmasından dolayı öyle yapılıyordu. Yağlıboya resim dönemi açık sanat pazarlarının doğmasıyla birlikte başlamıştır. Olağanüstü yapıtla sıradan yapıt arasındaki zıtlıkla uyuşmazlığın nedeni sanatla pazar arasındaki bu çelişkide aranmalıdır.
Sayfa 88