9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Merhaba kitap dostları çok severek okuduğum bir kitabın yorumu ile sizlerleyim Geçici olarak bir kırtasiye dükkanına bakman gerekti hayatında en fazla ne olabilir ki Kitabımız, bu soruya cevap veriyor bir nevi ama aslında birazda yolda olma hali. Hayatımızda olan değişimler ve bu değişimlere bağlı başlangıçlar. Kelebek etkisi ve bizim tavırlarımız kararlarımız. Derin bir kitap ama insanı baştan sona huzurla, kararlarla da sarmalayan bir kitap. Yolda olma halinin en güzel anlatıldığı kitaplardan, dayısının durumundan dolayı yardıma gelen Jo, aslında farkında olmadan önce daimi müşterileri sonra da kendisini iyileştiriyor. Yolda olmanın başlamanın farkına varıyor ve artık buna göre şekilleniyor. Kitapta gördüğümüz her karakter aslında bizim bir ruh halimize hitap ediyor. Yazar, anlatım yaparken kullandığı metaforlarla beraber duygularımız da tam olarak nokta atışı yapıyor. Aynı zamanda kendimizle olan savaşımızı ve hislerimizi bize bir ayna gibi yansıtarak olmasını düşündüklerimiz ve olması gereken durumlar arasındaki farkı da satırlar arasında bize okutuyor. Jo, dükkana her gelen ile aslında bir özelliğini paylaşıyor konuşamadıklarını aktardığını fark ediyor ve öyle yapınca da insanlarla ufak bir değiş tokuş yapmış oluyor. Kitap boyunca karakterlerimiz sıkıntılarını ve kaderlerini birbirleri yerine yumuşatıp farklı bir bakış açısı ile bakmasını sağlıyor. Aslında her karakter başka bir pencere ve bilirsiniz ki her pencere başka bir güzelliği içeri yansıtır. Kitap boyunca derin bir umut ile sarmalanıyoruz. Aslında mümkünlerin çok uzak olmadığını eninde sonunda eve varacağımızı görüyoruz. Aslında başlayıp varabilmemiz mümkün yeter ki o işaretleri o insanları ve metaforları görelim. Yol uzun olabilir hatta bazen sonu gelmeyecek gibi de görünür ama her zaman eve varırız.
Başlangıçlar KitabıSally Page · The Kitap Yayınları · 202693 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:32
Tekrar tekrar okunabilecek bir kitap. Kitabın kapağında yer alan bağırsak kelimesinden kitabın sadece bu organı ele aldığını düşünmeyelim. Çünkü yazar farklı besin değerleri hakkında bilgi verip tamamen bize bir sindirim yolculuğuna çıkarıyor. Bu süreçte tüm sindirim sisteminde görevli organlar hakkında detaylı bilgi veriyor. Bu bilgilerin yanı sıra bazı deneysel araştırmalar hakkında da bilgilendirip farklı farklı mikrobiyata türlerinin bizim üzülmemizden, sevinmemizden, aşık olmamıza kadar aslında bir çok seçimlerimize, ruh halimize etki ettiğini defalarca pekiştiriyor. Beslenme dediğimiz şeyin sadece bizi hayatta tutmaya yaratan bir enerji kaynağından ziyada var olma biçimimizi şekillendiren bir durum olduğunu bir kez daha farkına vardım. Gerçekten ne yersek o oluyoruz. Masum gördüğümüz hamur işleri, bize mutluluk kattığını düşündüğümüz çikolatalar, tatlılar aslında vücudumuza, beynimize ve hayatımıza etki ederek bizi farklı bir yola sürüklüyor. Bir kere geldiğimiz hayatta “ Aman ya bir kere geldik zaten öleceğiz istediğimiz her şeyi tüketelim” diyoruz. Ama farklı bir pencereden şunu da görmekte fayda var: Sağlıklı bir vücut ve enerjik bir hayat için de tek bir hayatımız var. Tabi ki bu durum bir kitap okudum bilgilendim dyerek geçemeyiz. Çünkü şimdiye kadar vücudumuza aldığımız besinler bazı zararlı mikrobiyatalarımızın sayısını artırdı ve onların çoğalmasında yıllar geçtiği gibi onların yerine sağlıklı bakterilerinin alması için de zamana ihtiyacımız var. O yüzden tekrar sağlıklı bir bağırsak miktobiyatası ve sağlıklı, mutlu bir yaşam için de zaman verelim kendimize. Yazımı duyduğumda çok hoşuma giden iki sözle sonlandırmak istiyorum: - Beyin bilmekle değil yapabilmekle ilgili bir sistemdir. Yapamadığımız hiçbir bilginin de faydası yoktur. - Kaderimizi
Beyinde Ararken Bağırsakta BuldumSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20178,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Bir trene binip yakın gelecekteki ülkene gitmek ister miydin? Bugun yaşadıklarının gölgesinde gelecekte neler yaşayacağını bir moteldeki çalışanlardan dinlemek ister miydin? Tüm bu sorulara cevabı Dadal Ugan 2060'lı 2070'li yıllardan kalemine dökerek veriyor. Toplumdaki yozlaşma, kimliksizleşme moteldeki hiyerarşi uzerinden aktarılmaya çalışılmış. Motelin patronu Makedon, müdürü Afgan, şefi Suriyeli, temizlikçisi Özbek, bulaşıkçısı da Diyarbakırlı bir genç. 2070'li yıllarda ülkesine dönen gencin döndüğünde yaşadığı toplumsal yabancılaşma karşısında kimlik arayışını aktarıyor. Değişim ve dönüşüm kitabın isminde başlamış ve bu değişime en çok gençlerin ihtiyacının olduğunu sorgulayıcı bir dille vermeye çalışmış. Sorgusuz bir kabullenme sürecinde olan halkı ağlanacak halimize guluyoruz penceresinden anlatıyor Yazarın dili sade ve anlaşılır. Anlatılanlar distopik gibi gelse de aslında yaşanabileceklerin bir ön gösterimi gibi... Okurken düşündüren kitaplar seviyorsanız tavsiyemdir
Ovidius MüzakeresiDadal Ugan · Ange Yayınları · 20257 okunma
8/10
·212 syf.··
2026 61. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 14:10
“Tükenmişlik • Yabancılaşma • Tatminsizlik” Pazartesi Sendromunu hepimiz elbette çok iyi biliyoruz, Beatriz Serrano tam olarak bu alışılagelmiş sitemimizin “çalışma hayatı sendromu” haline getirerek aslında hepimizin yaşadığı ortak duyguları eğlenceli ve akıcı bir dille ele almış. Ana karakterimiz Marisa aslında sen, ben ve o. Ama kabul, biraz daha depresif bir halimiz. Kurumsal hayatın yarattığı modern yalnızlığın konu olduğu bir hayat. Ve bu hayatın bizi ittiği basit ama gündelik alışkanlıklardaki olumsuz etkilerinin ruh halimize etkileri. Mizah anlayışım Marisayla çok benzediği için ben okurken çok keyif aldım. Ve bunu anlatmak için de şu alıntıyı bırakıyorum buraya “Bilirsiniz, günde iki litre su meselesi. İki litre bira deselerdi o kadar zorumuza girmezdi, değil mi?”
Duygu ve Düşünce
HoşnutsuzBeatriz Serrano · Domingo Yayınevi · 2025328 okunma
Dersim vahşetine karşı yazarın tavrı
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Hep söylüyorum, öykücüler roman yazmaya başlayınca, eserleri tam bir roman olmuyor, bunlara "romanımsı" diyorum. Sema Kaygusuz da yazarlık kariyerine öykücü olarak başlayıp sonra roman yazmaya çalışanlardan. Roman yazan demiyorum, bilerek "roman yazmaya çalışanlar" diyorum. Bu romanımsı kitaptaki anlatıcı, Dersim Katliamı'ndan tesadüfen kurtulup Samsun'a göç eden kırk kişilik Alevi topluluğunda küçük bir kızın, bir babaanne olarak torununa seslenmesini aktarıyor ve aynı zamanda anlatıcı olarak kendisi bu toruna söz söylüyor. Elinde hep fotoğraf makinesiyle gezen, yaşamdaki ruhsal derinliklerin farkında olmayan torunun, Hıdrellez şenliğini ve orada Hızır'ı temsil eden dansçıyı bile fotoğrafın dar, sınırlı, donuk anına hapsetmesini eleştiriyor. Sema Kaygusuz, cinsiyet, etnisite, hayvan-insan ve hatta organik-inorganik ayrımlara karşı çıkan bir yazar. Bu romanında bu aşkınlığı Hızır temsil ediyor. Romandaki anlatıcı, torunun eksikliğini tamamlayıp, Hızır'la olmuyorsa kendisiyle bütünleşmeye çağırıyor onu, "yüzünde bir yer" bulmayı diliyor. Dersim gibi bir felaketten geriye hınç deği, utanç kalmış. Bu romandaki yaklaşıma göre, bu dehşet anlatılamaz, fotoğrafı çekilemez. Bunlar yapılsa bile hep eksik kalır. Babaanne de torununa "aşağılanmanın ezikliğini değil de, mahvoluştan hemen sonra büyüyen insan olma mahcubiyetini bırak"mış torununa (s. 152). Anlatıcı, sadece incir ağacından medet ummamasını, kendisini muhatap almasını istiyor. Yazara göre, Dersim gibi bir vahşet karşısında en güçlü edebi tavır yaşanan dehşeti hatırlatmak ve acı çektirmek yerine, insanın özüne dönmesi, yani din, dil, vb her türlü kültürden önceki saf halimize dönmemize dair mitolojik öyküler yardımıyla içe bakış ve kadim zamanlardaki gibi her varlıkla hemhal olmak.
Yüzünde Bir YerSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 2021893 okunma
Dipte
Puan vermedi
Daha Derine İnmeye Hazır mısınız? Dipte ​"Burası son, daha fazla batamayız" dediğiniz her anın, aslında yeni bir çukurun başlangıcı olduğunu düşünün. Murat Uyurkulak, 'Dipte' ile bizi tam olarak o zifiri karanlığın ortasına, bir masanın etrafına bırakıyor. ​Roman, hepsi birbirinden derin meseleleri olan bir grup adamın, bir film çekme bahanesiyle aslında kendi çürümüşlüklerini, ülkenin yakın tarihindeki karanlık duraklarını ve kolektif hafızamızdaki o sızılı boşlukları filme alışını anlatıyor. Uyurkulak’ın kaleminde sokak jargonunun o sert ritmi, hüzünlü bir melodiyle birleşiyor. Okurken bazen bir tokat yemiş gibi sarsılıyor, bazen de bu trajikomik halimize acı bir tebessümle eşlik ediyorsunuz. Neden Okumalısınız? Kurumların, dilin ve hatta vicdanın nasıl adım adım yozlaştığını görmek için. Kitap boyunca süren o yüksek tempo ve "freni patlamış kamyon" hissi veren anlatım tarzı sizi içine hapsedecek. "Biz kimiz?" ve "Bize ne oldu?" sorularını sormaktan korkmayanlar için cesur bir eser. ​ Bazı kitaplar sizi yukarı taşır, bazıları ise olduğunuz yerin altındaki o karanlık mahzenleri gösterir. Dipte, o mahzenin kapısını ardına kadar aralıyor. Bakmaya cesaretiniz var mı? "Kendi karanlığımızla yüzleşmekten korktuğumuz için mi bu kadar derine battık?"
DipteMurat Uyurkulak · İnkılâp Kitabevi · 202639 okunma