Vâlide sultanların saltanat döneminde harem mensuplarının paşmaklık (terlik parası) olarak sadece timar ve zeâmetleri değil, bir sancak, hatta bir eyâletin hâs gelirini pâdişah berâtıyla gelirleri arasına katmakta olduklarına tanık olmaktayız. Bir zeâmet veya hâs gelirini arpalık veya paşmaklık adı altında tasarrufu altına geçiren molla, mazûl paşa ve harem hatunu geliri toplayıp getirmek üzere bir voyvoda veya mütesellim tayin edip gönderirdi (Köprülü Mehmed Paşa ilk zamanlarında bir hatuna mütesellim sıfatıyla hizmet etmekteydi); voyvoda veya mütesellim yalnız efendisinin gelirini toplamakla kalmaz, kendisi için de reâyayı zorlardı, reâya bundan şikâyette bulunamaz, böylece soygun kat kat artardı. Timar rejimi yeni dönemde, lâyihacı bürokratların da üzerinde durdukları böyle bir soysuzlaşma devresine girmiştir. Bu dönemde merkez İstanbul'da devlet büyüklerinin ihtişam içindeki yaşamlarına bir örnek vermek üzere Şeyhülislâm Abdürrahim'in (azli 1649 Temmuz) oğlu Galata kadısı Mehmed Çelebi'yi analım. Mehmed Çelebi'nin Topcular yakınlarında bir çiftliği vardı. Çiftliğinde yetmiş seksen at ve otuz "nevcivân hizmetkârı" bulunuyordu. Zaman zaman koçi arabasıyla yola çıktığında, halk, "Sultan Mehmed geçiyor" diye alay eder ve babası şeyhülislâmı eleştirirlerdi. Halk Mehmed Çelebi'nin babası Abdürrahim'i, Sul-tan İbrahim'in katlinden sorumlu tutmakta idi.
Sayfa 9 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Osmanlı devlet sisteminde mutlak otoriteyi temsil eden kişinin, yani padişahın sorumsuzluğunu, tagayyür ve fesâd'ın (bozuluş ve kargaşanın) başlıca nedeni saymakta lâyihacılar haklı görünmektedir. Bununla birlikte 17. yüzyılda başka bir neden, Avusturya ile 1593-1606 Uzun Savaş döneminin ortaya çıkardığı ağır koşullardır. Bu savaşta ilk kez, Avusturya-Alman orduları, Askerî Devrim (Military Revolution) sonucu, daha etkin silâhlar ile Osmanlıların karşısına çıkmışlardır: At üzerinde kullanılan yivli kısa tüfekler, orduya halk kitlelerinden asker yazılması, kalelerde eski duvar-surlar yerine alçak ve top ateş gücü yüksek tabya (bastion) savunma sisteminin uygulanması, daha iyi çelik ve barut imali, Askerî Devrim'in getirdiği başlıca yeniliklerdir. Öte yandan, İngiliz burton (briton) kalyonları, XVII. yüzyılda Akdeniz'de deniz savaşlarında devrim yapmıştır (Bu dönemde Osmanlı Devleti, iyi kalite çelik ve barutu İngiltere'den ithal etmeye başladı). Çelik zırhı delen uzun menzilli, yivli tüfek (rifle) kullanan Avusturya-Alman süvarisi karşısında ok-yay, mızrak ve kılıçla donanmış Osmanlı timarlı sipahisi işe yaramaz duruma düşmüş, timar sistemi terk edilmeye başlamış, zeâmet ve hâslar Harem'in, paşaların yağmasına açılmıştır. Cephedeki komutanlar, sultana gönderdikleri raporlarda, tüfekli asker gelmeyince düşmana direnme imkânı olmadığını belirtmekte idiler.
Sayfa 5 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Merkezî otoritenin sarsıldığı dönemde, Osmanlı idaresindeki bozuklukları bize en yetkili bir biçimde yansıtan kaynak, hiç süphesiz, adâletnâme'lerdir. Adâletnâme, devlet otoritesini temsil edenlerin, reâyaya karşı bu otoriteyi kötüye kullanmalarını, kanûn, hak ve adâlete aykırı tutumlarını; olağanüstü önlemlerle yasaklayan beyannâme şeklinde pâdişah hükümleridir. Anadolu Beylerbeyine, sancak beylerine ve kadılara 1595'te III. Mehmed'in cülûsunda gönderilmiş olan adâletnâme, ilk defa imparatorluğun içine düşmüş olduğu kargaşayı ve yaygın hale gelmiş yolsuzlukları, alışılmamış bir dille ifade eden ve aykırı hareket eden görevlileri şiddetli cezalarla tehdit eden bir adâletnâmedir. Bu adâletnâmede, I. Süleyman dönemi kanûnlarının çiğnendiği, kanûna aykırı birtakım "bid'at"lerle reâyadan alınan resim ve vergilerin ziyadesiyle artırıldığı, genel bir şekilde belirtildikten sonra başlıca yolsuzluklar şöyle sıralanmaktadır: 1. Vezirler, beylerbeyiler, onların vilâyetlerdeki ajanları olan voyvodalar, sancak beyleri, subaşılar, evkaf ve emlâki idare edenler, saray gözdelerine verilmiş köylerdeki kâhyalar, vergi toplayan emînler ve mültezimler, kadı nâipleri sık sık, 10 veya 15 atlı ile vilâyete devre çıkmakta, her indikleri köyde reâyaya kendilerini ve hayvanlarını bedava besletmekte, yetkilerini aşarak fazladan para toplamaktadırlar. 2. Vilâyetin güvenliğinden en çok sorumlu olan sancak beyleri ve subaşılar, eşkiyayı yakalayacakları yerde onlarla ortak olmaktadırlar. 3. Vilâyetlerdeki pâdişah kapıkulları veya bu adı takınmış olan bazı kimseler, gruplar halinde köy ve kasabalar üzerine gidip reâyayı soymakta, onların kaçıp dağılmalarına sebep olmaktadırlar. Adâletnâme, reâyanın bu zulümler yüzünden köylerini bırakıp dağılmış bulundukları noktasını vurgulamaktadır. Bu adâletnâme,
Sayfa 324 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
İslâm âlemi kendi içinde bölünmüştür. Sömürgeci güçler, ümmeti elliden fazla milli-devletle parçalamayı ve her birini diğerine düşman etmeyi başarmışlardır. İslâm devletlerinin sınırları, her devlet komşularıyla sürekli çatışma içinde bulunacak biçimde tespit edilmiştir. Düşmanın siyasî dolapları, sürtüşmeleri devamlı olarak kendi yararına kullanmakta, yabancılaşma ve nefret meydana getirmektedir. Her müslüman millî devlet de kendi içinde bölünmüştür; nüfus yapısı karışıktır ve sömürgeci efendiler bir grubu ötekiler üzerine egemen hale getirmişlerdir. Hiç bir millî devlete kendi vatandaşlarını kaynaştırıp tek bir vücut hâline getirmek üzere zaman, barış ve kaynak imkânı verilmemiştir. İki devletin birleşerek daha büyük ve daha güçlü bir yapıya kavuşmalarına da imkân tanınmamıştır. Daha da kötüsü düşman, İslâm âlemine kendileriyle yerli halk arasında sürekli çatışma çıksın, diye yabancılar ithal etmiş veya halkın bir bölümünü Batı hristiyanlığını kabule zorlamış böylece bütün bunların müslüman yurttaşlardan farklı olmalarını sağlama almıştır hatta gayrımüslim halkta kendilerini müslümanlarla çelişkiye düşürecek ayrı bir kişiliğe sahip oldukları kanısını yerleştirmiştir. Son olarak da düşman, müslümanların kalbinde enerjisini yapıcı işler yerine sonuçsuz savaşlarda harcatacağı veya eğer sömürgeciler kendi ekonomik, stratejik ve siyasî çıkarları için bu toprakları yeniden işgale karar verirse, üs olarak kullanacağı düşman 'yarıcı' devletler kurdurmuştur. Hiçbir İslâm memleketi iç ve dış güvenliğe sahip değildir. Kaynaklarının ve enerjilerinin en önemli kısmını nafile yere, içte iktidarlarını elden kaçırmama, dışta itibar kazanma yolunda harcamaktadırlar...
Sayfa 20·Kitabı okuyor
Alıntı
Devletler Arası İlişkilerde Denklik İlkesi Gözlerden kaçmış olabilir. Farkındalık üreten etik ahlak anlayışından kaçmaz. Rusya devlet başkanı ülkemizde atanmış bir dış işleri bakanı ile görüşme yapıyor. Bunun diplomasi de karşılığı şudur; Devlet başkanı ülke açısından karşı devletin devlet başkanı artık muhatabım değil demektir. Buna alet olan öteki ülkenin yetkilisi ise beni muhatap olarak görebilirsiniz demektir. Silah düşman ve savaş üreten tüm ülkeler dünya siyasetini her ne kadar biz kimsenin iç işlerine karışmıyoruz deseler bile bu tür ilişkiler kirli yön ve yöntemlere dönüşebilir.. Birilerinin Türkiye, Çin ve Rusya ittifakı önerisi hangi kuklacının fikri ise karşı tarafın da öteki karanlık geçmiş ile iş tutuyor olması arasında ülkemiz bir seçime kutuplaşma yoluyla hazır ediliyor demektir. Rusya, Çiningiliz ortaklığı ile yan yana gelmiş ise bu tavırda yine Filistin'de Osmanlı devleti zamanında bugün ki terörist yapıyı devlet olması için o bölgeye yerleştiren üçlünün İngiltere Rusya ve Osmanlı padişahı olduğu gerçeğini hatırlatıyor. İkinci Mahmut ile başlayan çöküş sonrası ikinci Sultan Abdülhamit döneminde galata bankerlerinden alınan borçlar ile saraylar inşaa ediliyor halk ihtişam karşısında aldatılır iken Türk ordusu tüm cephelerde savaş tuzağına düşürülerek Anadolu'nun iki katı büyüklüğünde toprak kaybediyordu. Bugün amaç ise yüz yıl önce ki kuyruk acısı hınç bin yıllık kin gereği Mustafa Kemal Atatürk engeli dolayısıyla yüz yıl ertelenen niyet yerli işbirlikçi niyetler ile yeniden sahneye konuluyor.. Mevcut dışişleri bakanı Suriye'ye bir hafta içinde emevi camisinde namaz kılarız dendiği zamanlarda o günkü başbakan terör sayesinde oyumuz arttı iktidar olduk diyordu. Bop projesi eşbaşkanı buna yine ses etmiyor hatta o gün ulusal istihbarat başkanı iken
Hayata Dair
Türk tarihini anlamak aslında bir bakıma Türk boyları tarihini anlamaktır. Türklerin en eski devirlerden beri kaybolmadan gü- nümüze kadar varlıklarını sürdürmeleri yaşadıkları boy sistemi sayesinde gerçekleşmiştir. Hun, Gök Türk, Uygur, Karahan, Sel- çuklu, Osmanlı gibi devlet ve imparatorlukların halk tabakaları- ni oluşturan boy kümeleri söz konusudur.
Sayfa 65 - Kronik kitap·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam