Puan vermedi·310 syf.·
2026 36. kitabı
Bilmem kaçıncı roman Murat Menteş'ten. Romanlarında, cinayet konularından üşüyüp giyiyorsunuz üst üste bazen, bazen de soyunuyorsunuz ortamın sıcaklığından, ateşten. Romanları zaten hep sıradışı, kahramanları da kâh ajan çıkıyor kâh birilerinin sırdaşı. Her okuduğunuzda değişik tarzla karşılaşıyorsunuz velhasıl. Marifet; tarzıyla birlikte mesajları yakalamak asıl. "Baştan sona seci sanatının kullanıldığı ilk modern roman." diyor tanıtımda. Yer yer zevkli oldu yer yer sıkıcı oldu katımda. Bu kadar kafiyeye gerek var mıydı yoksa kafiyesiz yazmak için yazarın yeri dar mıydı? Yazar romanı secili - kafiyeli yazmış, kelimelerle adeta kuyu kazmış. Bazılarının akıbetini ak, bazılarının kara yazmış. Gök, Gök'e yazmış kara yazı Gâh çöle düşürmüş gâh vermiş ayazı Hikâyeyi duyan Murat'ın çıkmış avazı Demiş "çal kalemden sazı, hele burayı kazı" Murat Menteş romanı yazarken, şiirsellikten faydalanmış. Bazen de sinema sektörüne dayanmış. Kendi romanlarına gönderme yapmayı etmemiş ihmal. Kitabı, kitapları için kılmış hamal. Okuyana cümleler saz gelir, cümleleri anlayana haz gelir. Çünkü ne ararsan var; şiir, sinema, aktör, aktris, müzik. Bazı karakterler nazik, bazıları ezik. Konu Göksenin Yıldırım'a dayanıyor, yani gerçek hayat. Mert, cesur, karakterli karakterler de var, bazılarınınsa karakteri ucuz, yok hayat mayat, hayatları tümden bayat. Okur, bunları okudukça almalı ders. Ders almazsa, yolu gidiyordur ters. Demeyin kafiyeli kitaba yapılır mı kafiyeli yorum, denk getirdim miiii kelimeleri gediğine korum. Beğenmeyen okuyup kendi incelesin, yorumunu sık dokuyup ince elesin. Orta şeker kitap Ediyor şairlere hitap Okurken düşmeyin bîtap Ben yazdım yorum, yazarı okur m'ola Yeter secili yazdığım, vereyim biraz mola (Mesaj yerleştirme: zararlıdır, içmeyin kola!
FinkMurat Menteş · Alfa Yayınları · 20243,648 okunma
Doğu'dan Yükselen o Mistik Eser: Kör Baykuş
10/10
·95 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 00:00
Aylardan mayıs, havalar sıcak, hayat akıp gidiyor ve benim yolum nihayet İran edebiyatıyla kesişiyor. Pers kültürüne, kıyısından köşesinden yakaladığım o sinemasına hep bir sempatim vardı; ilk kez tanıştığım edebiyatını da öylece seviverdim... Üstelik bu ilk karşılaşmanın, tahlili pek de kolay olmayan Kör Baykuş ile olması ayrı bir tezat. Çünkü Sadık Hidayet bize yalnızca bir hikâye anlatmıyor; insan zihninin en karanlık, en mahrem dehlizlerini önümüze seriyor. Üstelik bunu hiç de alışıldık bir dille yapmıyor. Gerçekle rüyanın birbirine karıştığı, zamanın kırıldığı, karakterlerin bazen birer insan bazen de birer gölge gibi dolandığı bir dünyanın içine çekiveriyor bizi. Her şey öyle döngüsel ki sanki herkes tek bir kişi ya da belki de hiç var olmamış bir gölge... Bu yüzden okurken sık sık 'Ben tam olarak ne okuyorum?' sorusuyla baş başa kaldım. Ancak sayfalar ilerledikçe anladım: Sadık Hidayet’in derdi bize doğrusal bir olay örgüsü anlatmak değil; ruhumuzun derinliklerindeki o dipsiz kuyuyu kazımak. Tıpkı kendi hayatının kuyusunu kazdığı gibi... Bir kaç ay önce Hata Neredeydi? kitabını okumuştum. Orada yazar, Batı'nın özellikle Doğu'nun mistik hikâyelerini, mistik ruhunu merak ettiğini, bu merakı giderebilmek için ise Doğu'yu tanımaya gayret sarf ettiklerini, o kapıdan içeriye girmek için o gizemli anahtarı aramaya hazır olduklarını yazmıştı. O bilinmezlik hissi, rüyaya benzeyen anlatılar, gerçekle masalın birbirinden ayrılmayan tarafı… İşte Kör Baykuş, Batı’nın kapısında beyhude yere aradığı o gizemli anahtarın ta kendisidir. Ancak Sadık Hidayet bu anahtarı Batılı bir oryantalistin göz zevki için değil, insanın evrensel acısını haykırmak için bükmüştür. Masalı İran'ın esmer tenli çocukları okuyup uyusunlar diye değil, ruhların en karanlık yüzleri açığa çıksın diye
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Reklam
10/10
·413 syf.·
2025 16. kitabı
youtu.be/AL2Nlt1Yezo?si=... Bugün sizlere sadece bir devrin, bir dönemin, bir kuşağın değil benim de içinde bulunduğum X Kuşağının ve hatta Alfa Kuşağının dahi melodisine aşina olduğu, Yeşilçam’ın en kült filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım filminin esinlendiği, Kırmızı Eşarp romanının yazarı Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel adlı o eşsiz eseri, dilimin döndüğü, yüreğimin ve dimağımın yettiğince anlatmaya çalışacağım. Eserimiz adından da anlaşılacağı üzere tek bir günden bahsetmektedir. Öyle bir gündür ki bu asra bedeldir. Tek bir günü, ana karakter olan Yedigey’in dilinden anlatır Aytmatov. Sık sık geçmişe dönütler olan bu eserde bazen geçmişi mi yoksa şimdiki zamanı mı okuduğumu karıştırmadım değil fakat eseri bitirdiğimde dimağımda buruk bir lezzet kaldı. Kitabı okumadan önce kitabın özetine bir bakıp beni nelerin beklediği hakkında fikir sahibi olmak istedim fakat hiçbir yerde kitabın detaylı bir özetini bulamadım. Kitabı okurken fark ettim ki kitapta geriye dönüşlerin sık sık yapılması, tıpkı benim gibi diğer okurları da zorlamış ve kimse eseri kronolojik bir sıralama ile özet halinde sunamamış. Ben bunu kısmen de olsa yaparak bir ilki başarmayı deneyeceğim. Bir yandan da kitap hakkında spoiler vermek istemiyorum ki böyle eşsiz bir eserden kimse mahrum kalmasın. Her ne kadar yazarımız Kırgız olsa da hikayemiz Kazakistan’da geçer çünkü Aytmatov’a göre bütün Türk yurtları birdir. Sıkıntıları, dertleri, özlemleri, hevesleri, istekleri hep bir bütündür. Tren yolu kenarında aç bir tilkinin yemek araması ile başlar hikayemiz. O kadar güzel betimlemiş ki yazarımız bu kısmı o tilkinin açlığını resmen ben de yaşadım. Bu betimle sonrasında asıl olaylar başlar. Başkarakterimiz olan Yedigey, Boranlı Tren İstasyonu’nda çalışmaktadır.
Alıntı
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202656bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 14. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 16:39
BENDEN BANA NE || @edd Herkese merhaba dostiklerim, nasılsınız? Ben biraz alerjik rinit ile cebelleşiyorum. Malum, bahar ayı geldi; polenler yüzünü gösterdi bizlere. Bugün sizlere kişisel gelişim romanı ile geldim. Daha önce kişisel gelişim kitabı okumuştum ama roman şeklinde olanını okumamıştım. Kitap, baş karakterimizin iç dünyasına dahil olmamızla başlıyor. Kendi hayatındaki deneyimlerini, yaşadıklarını, düşüncelerini ve fikirlerini bize aktarıyor. Daha sonra bir bit pazarına giderek tezgâhları gezmeye başlıyor. Kimi satıcı ona sert yaklaşsa da kimi satıcı gayet samimi davranıyor. Denk geldiği bir sandık çok ilgisini çekiyor ve o sandığı almaya karar veriyor. Hamal yardımıyla sandığı evine kadar götürüyor ve bundan sonrasında karakterimizin değil, sandığın hikâyelerini okuyoruz. Sandığın hikâyeleri dememin sebebi şu: Karakter, sandığı açana kadar “Acaba içinde ne var? Belki altın, belki mücevher, belki değerli bir şey.” diye düşünürken, sandığı açtığında içinde birbirinden farklı kıyafetlerle karşılaşıyor. Bu kıyafetlerden birini üzerine tuttuğunda; bir elbiseyle hayat kadınına, bir gömlek ve pantolonla içinde acıma duygusu olmayan ve insanlara zarar vermekten zevk alan bir adama, başka bir kıyafetle ise eşini ve çocuklarını kaybedip akıl sağlığını yitirmiş ve kendini Sezar olarak tanıtan birine dönüşüyor. Bunlar beni en çok etkileyenler olduğu için şimdilik bunları yazma ihtiyacı duydum. Kitabı okuyan ya da okuyacak olan arkadaşlar, daha birçok hikâyeye denk gelecek. Her hikâyenin, her kıyafetin karaktere yüklediği duygular, sorumluluklar ve hisler; sizin birebir o karakterin ruh hâline bürünmenizi sağlıyor. Hatta kimi zaman kendinizden nefret edecek noktaya geliyorsunuz. Nefret edeceksiniz; çünkü insanları öldürmekten ve acı vermekten zevk alan adamın
Benden Bana NeEddi Anter · Destek Yayınları · 202682 okunma
Taşlar da konuşur mu?!
7/10
·136 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 14:09
Taşların Dilinden İstanbul, yalnızca bir şehir anlatısı değil; taşlara sinmiş bir medeniyetin, insanı merkeze alan incelikli yaşam anlayışının izini süren derinlikli bir eser. Kitap, İstanbul’un sokaklarında adeta yürürken karşımıza çıkan camilerden çeşmelere, hanlardan köprülere kadar uzanan mimari unsurların aslında birer “konuşan hafıza” olduğunu hatırlatır. Osmanlı yaşamındaki en önemli temel prensip; insana saygı ve zarafettir. Bu incelik, pencere önlerindeki çiçeklerden komşuya uzatılan bir fincan kahveye kadar hayatın her anına yansır. Açlık ve tokluğu anlamak için yapılan kahve ikramı, sadece bir gelenek değil; empati ve dikkat kültürünün bir göstergesidir. İyi insan yetiştirmek, ardından onun topluma faydalı bir birey olması Osmanlı düşüncesinin merkezindedir. Bu da sözle değil, bizzat yaşantıyla örnek olarak sağlanır. Çünkü toplumun çekirdeği olan aile ne kadar sağlam olursa, toplum da o denli yükselir. Mahalle yaşamı ise dayanışmanın en güçlü hissedildiği alandır. Vakıflar, bu dayanışmanın kurumsal hâlidir. “Parasını düşüren çocuklar vakfı” gibi örnekler, dönemin ne kadar ince düşünülmüş bir merhamet anlayışına sahip olduğunu gösterir. Aynı şekilde mürur tezkeresi uygulaması, İstanbul’a girişin kontrollü olmasıyla şehrin düzenini ve güvenliğini koruyan önemli bir sistemdir. Bu uygulamanın günümüzde de uygulanması gerektiği kanaatindeyim:) keşke tarihimize daha çok sarılsak ve bilsek. Ecdadımızın uygulamalarını silip atmasak… Avrupa’da günümüzde uygulanan bir sistem bu acaba kimden öğrenilmiş? İstanbul, Türk-İslam kimliğini pekiştiren eşsiz bir mühür gibidir. Osmanlı’yı tek bir eserle anlatmak gerekse, bu şüphesiz Süleymaniye Külliyesi olurdu. İmparatorluğun zirve döneminde, dönemin dehası tarafından inşa edilen bu külliye; yalnızca bir ibadet mekânı
Taşların Dilinden İstanbulSami Bayraktar · Cibali Kültür Sanat Yayınları · 202247 okunma
Puan vermedi·377 syf.··
2026 74. kitabı
Kanlı Topraklar; “ekmek kavgası”nın sadece karın doyurmak değil, aynı zamanda onurunu koruma mücadelesi olduğunu gösteren bir roman. Eser; yazarın diğer romanlarında olduğu gibi, Çukurova’da pamuk tarlalarında çalışan yoksul işçilerin yaşam mücadelesini anlatıyor. Toprak sahipleri işçileri sömürürken, işçiler hem açlıkla hem de bu adaletsizlikle mücadele ediyor. Bazıları düzene boyun eğerken, bazıları ise direnmeye çalışıyor. Çırçır Katibi Topal Nuri çırçır makinelerini temizletmek için Kantarcı Mustafa'dan hamal istemesi üzerine başlayan eser, iki tarafın karşı karşıya gelmesi ve kolay yoldan para kazanmak uğruna göz yumulan adaletsizliğe doğru evriliyor. Yani eser bireysel hikâyeden ziyade toplumun fotoğrafını çekiyor. Üç ayrı sınıf var; Ağalar (Toprak sahipleri), ırgatlar (işçiler) ve arada kalanlar. Olaylar öyle bir hâle geliyor ki iffetsizlik, ikiyüzlülük, para ve güç için karakter bozulması ve yozlaşma ile karakterlerin attığı adımlar kimi zaman beni hayrete düşürdü. Topal Nuri'nin karısı tutumunu ve duruşunu sevdiğim tek karakterdi. Mustafa'nın akıllanmaz avanaklığı, ağaların para için mazlumun hakkını yemesi, Kabak Hafız'ın din sömürüsü üzerinden insanları kandırması, Nedim Ağa ve birçok karakterin uçkur sevdası ve Şehnaz'ın ucuz ve basit hareketleri kısaca beni sinir eden çok detay vardı. Olan yine mazluma oluyor. Hayat yeterince adaletsiz, okurken bari hak yerini bulsun dedim ama maalesef beni tatmin etmeyen bir son vardı
Kanlı TopraklarOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2018686 okunma
Reklam
Reklam