«Millî hareket devâmda. Yüce ihtilâl ve savaş günleri Böyle zamânlarda milletler en güzel milli marşlarını yaparlar. Bir millî marşın güfte ve bestesini en iyi yapana beşeryüz lira nakdi mükâfat vereceğimi ilân ettim. Ben orada iken otuz kadar güfte, birkaç beste gelmişti. Ben Rusya'ya gidince Hamdullah Suphi bunları hiç nazara almayıp, Mehmed Âkif'in bir şiirini mecliste okuyup kabûl ettirmiş. Bu yolsuz harekettir.»
Kızılelma dergisinin 11. sayısında Tevfik Noyan tarafından kaleme alınmış olan ve CHP’yle ilgili fikirleri açıkça ortaya koyan bir yazı neşredilmiştir. Yazının temel konusu Hamdullah Suphi Tanrıöver’in CHP’den istifası olmakla beraber, CHP’ye yönelik sert eleştiriler dikkat çekmektedir. Yazısına; CHP’nin memlekete hemen hemen hiç faydası olmadığını söyleyerek başlayan Noyan, CHP’nin halkı hiçe saydığını, halkın iradesine karşı koyduğunu, açlık ve sefalet önünde duygusuz kaldığını, millî dertlere kayıtsızlık gösterdiğini, itiraz ve tenkit seslerini insafsızca boğduğunu, milliyetçiliği söndürdüğünü, milliyetçileri sindirdiğini ve susturduğunu, iktidarı elinde tutmak hırsıyla her günahı işlediğini söylemiştir. Tanrıöver’in bu mahiyetteki bir partide bulunmasına daima şaşırdığını belirten Noyan, CHP’nin Tanrıöver’in istifasıyla büyük kan kaybettiği yorumunda bulunmuştur. Akabinde Tanrıöver’in görevinin CHP’den istifa etmekle bitmediği, CHP’nin güvenilmeyecek, inanılmayacak, hayır ve hizmet beklenilmeyecek bir müessese olduğu söyledikten sonra Tanrıöver’in Türkçüleri bir araya getirerek CHP’nin karşısına ahlaklı, ülkücü ve atılgan bir cephe kurması gerektiği belirtilmiştir. Bu cephenin kurulmasının ve CHP’nin iktidardan indirilmesinin gerekçesi olarak; CHP iktidarının devamı halinde memleketin başında bulunan tehlikeleri atlatmasının, ileriye doğru yürümesinin ve milletin huzura, refaha kavuşmasının mümkün olmayacağı gösterilmiştir. Ayrıca gönülleri hürriyet, medeniyet ve milliyet aşkıyla tutuşmuş olan Türk gençlerinin, CHP’ye karşı savaşmak ve CHP’nin “hudutsuz saltanatına” son vermek için Tanrıöver’in liderliğine ihtiyaç duyduğu söylenmiştir.
**Davran dergisinin ilk sayısında ise CHP’nin, “siyasette Atatürk’ün, Türkçülükte ise Gökalp’in yolundan ayrıldığı”, bu
İttihat ve Terakki döneminde kısmen başlayan Türkçü, milliyetçi politikalar cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk döneminde artarak devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk olarak net bir millet tanımı yapmış, Türk kimliğini ön plana çıkarmıştır. Millet tanımını belirleyen 1924 Anayasasının 88. Maddesinde din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türkiye ahalisine Türk denileceği ifade edilmiştir. Bu madde Meclise ilk sunulduğunda vatandaşlık itibarıyla ifadesi yer almamaktadır. Hamdullah Suphi Bey'in önerisi doğrultusunda bu ifade eklenmiştir. Kişileri doğrudan Türk kabul etmek yerine vatandaşlık itibariyle Türk olarak nitelendirmek kabul görmüştür. Meclisteki tartışmalarda Türk olmak için Türkçe konuşmak, Türk okullarında eğitim almak, Türklüğe ve devlete aidiyet hissetmenin gerekli olduğu hususunda mutabakata varıldığı anlaşılmaktadır.
Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşmeleri sırasında Hakkari Milletvekili Mazhar Müfit Bey, Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'e yabancı okulları kapatmak konusunda düşüncesini sormuştur. Hamdullah Suphi Bey, kötü tesirleri nedeniyle bazı engeller olmasa Türkiye'deki bütün yabancı okulları kapatmak istediğini söylemiştir. Bu meselenin dahili olduğu kadar harici bir mesele olduğuna da dikkat çekmiştir. Amerikan veya İtalyan okullarının kapatıldığı vakit bunun yankılarının nasıl olacağını mütalaa etmek gerektiğini belirtmiştir. Türk mekteplerinin seviyesinin yükselmesi halinde yabancı okullara duyulacak ihtiyacın ortadan kalkacağını savunmuştur. Tekrar söz alan Mazhar Müfit Bey, Ermeni ve Rum Okullarının daha çok fesat çıkardığını iddia etmiştir. Bu konuda izahat istemiştir. Hamdullah Suphi Bey, Antalya'daki bütün Rum okullarını kapattığını söylemiştir. Trabzon dahilinde de Rum okulları arasında ruhsat için yeterli şartlara sahip olmayan okulların kapatıldığını açıklamıştır. Hamdullah Suphi Bey, bu okulları propaganda mektepleri olarak nitelendirmiştir.
Türk Vatandaşlığı Kanunu Mecliste kabul edilirken maddeler hakkında müzakere gerçekleşmemiştir. 1924 Anayasasının seksen sekizinci maddesi onaylanmadan önce yapılan müzakerelere bakıldığında ise vekillerin millet tanımında kültür ve aidiyet hissine dikkat çektikleri anlaşılmaktadır. Bu sebeple, bireyleri doğrudan Türk olarak adlandırmak yerine vatandaşlık itibariyle Türk sıfatının verilmesi kararlaştırılmıştır. Zira milletvekillerine göre, Türk olmak için belli koşulları sağlamak gerekmektedir. Hamdullah Suphi Bey'in konu müzakere edilirken söylediği, ülkedeki ekalliyetlerin Türk olması için; Türkçe konuşması, Türk okullarında eğitim alması ve Türklüğe aidiyet hissetmesi şartlarına diğer milletvekilleri de onay vermiştir. Başbakan İsmet Paşa'nın, Türk Ocakları'nın 1925 yılı Kurultay murahhaslarını kabulünde verdiği beyanatta Vazifemiz Türk vatanı içerisinde bulunanları her ne olursa olsun Türk yapmaktır¹15 ifadesini de millet tanımı kapsamı içerisinde değerlendirmek gerekir. Bu vasıflar üzerinde durulmasının sebeplerinden biri beka endişesidir. Milletvekilleri, ekalliyetlerin, kendi kültürünü muhafaza etmesi halinde bazı imtiyazlar ve ayrı yapılar oluşturmayı istemesini ihtimal dahilinde görmektedirler. Bu düşünceyi edinmelerinin sebebi; Osmanlı Devleti'nin son döneminde azınlıklarla ilgili problemler nedeniyle oluşan acı hatıraların hafızalarında hala canlı olmasıdır. Milletvekilleri, böyle bir durumun bir kez daha deneyimlenmesinin önüne geçmek maksadıyla azınlıkları kültür yoluyla Türk haline getirmeyi bir hedef olarak gördüklerini dile getirmişlerdir. Ulus devletin inşasında böyle bir hedefin ortaya konması doğal bir süreçtir. Bu anlayış, azınlıkları dışlayıcı değil, Türk kimliği adı altında birleştirici nitelik taşımaktadır. İmparatorlukların içerisinde var olan o