Bu kalp Rabbini tanımaz, O'na ibadet etmez, O'nun sevdiği ve hoşlandığı davranışlarda bulunmaz. Aksine Rabbini öfkelendirecek olsa bile, zevk ve tutkularını gerçekleştirmeye çalışır. Hoşlandığı ve arzu ettiği bir şeyi yaptığında, bu davranışının, Rabbinin hoşnutluğuna mı yoksa öfkesine mi neden olduğuna aldırmaz.
Bu kalp, sevme, korkma, hoşnut etme, öfkelendirme, ululama ve boyun eğme bakımlarından Allah'tan başkasına ibadet etmektedir. Sevdiğinde nefsanî zevk ve arzularından dolayı sever. Nefret ettiğinde yine nefsanî zevk ve arzularından dolayı nefret eder. Verdiğinde de vermeyip tuttuğunda da aynı şekilde nefsinin istek ve arzularından dolayı bunları yapar...
Allah'tan başkasına kulluk etmekten ve anlaşmazlıklarında O'nun Peygamber'inden başkasını hakem tayin etmekten uzak ve güvende olan kalptir. Allah ile beraber başkasını da sevmekten, o başkasından korkmaktan, ümit etmekten, ona güvenip dayanmaktan, yönelmekten, boyun eğmekten, her hâl ve harekette onun hoşnutluğunu aramaktan ve onun öfkesine neden olacak her şeyden uzak durmaktan kurtulmuş olan kalptir.
Ebû Hüreyre (r.a.) de kalp hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Kalp hükümdar, organlar onun askerleridir. Hükümdar iyi olursa, ordusu da iyi olur; kötü olursa ordusu da kötü olur."
Kalp, bütün beden organlarını çalıştıran, onlara görev ve işler veren hükümdardır. Onlar tarafından çepeçevre kuşatılmış, kendisine hizmet edilen, ortada/merkezde yerleşiktir.
O beden organlarının en şereflisidir. Hayat onunla mümkündür. İnsana canlılık veren, istekli hareketleri yaptıran ruhun ve doğuştan gelen istek ve heveslerin, bedenî faâliyetlerin kaynağı odur.
O akıl, ilim, yumuşak huylu olma, cesaret, cömertlik, sabır, tahammül, sevgi, seçme ve isteme yeteneği, hoşnutluk, öfke ve diğer ahlakî güzelliklerin madenidir.
Gözle görünen ve görünmeyen bütün beden organları ve güçleri, onun birer askeridir.
Göz onun öncü ve keşif kuvvetidir. Görme alanı içine giren şeyleri bulur ve meydana çıkarır. Bir şey gördüğünde onu derhal kalbe iletir. O şey kalbe yerleşir yerleşmez, aralarındaki güçlü bağ ve iletişimden ötürü derhal gözde belirir. Göz, kalpte olanı görme duyusuna yansıtan aynadır.
Dil de onun tercümanıdır; kalpte olanı işitme duygusuna iletir.
Bundan dolayı Allah pek çok âyetinde bu üçünü (kalp, kulak ve gözü) birarada anmıştır. Şu âyet onlardan biridir:"Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur."