"Sonsuz mekanda ve sonsuz zamanda her şey gelişir ve mükemmelleşir, karmaşıklaşır, farklılaşır... v.b." sözler, boş sözlerdir. Bunlar anlamsız kelimelerdir; çünkü sonsuzda, ne karmaşık ne de yalın, ne bir baş ne de bir son, ne bir iyi ve ne de bir kötü vardır.
Önemli olan, benim şahsii sorum olan; "Ben, arzularımın tümüyle neyim?" sorusunun şimdi iyiden iyiye cevapsız kalmasıydı. Gerçi, bu bilimlerin çok ilginç, çok cazip olduklarını ama nitelik ve açıklık denen şeyin, hayatın sorularına uygulanırlığı açısından ters bir ilişkide olduklarını kavradım: Bunlar hayatın sorularına ne kadar az uygulanabilirse, o kadar dakik ve açıktırlar. Hayatın sorularına çözüm sunmayı ne kadar denerlerse, o kadar kapalı ve az etkileyici oluyorlar. Hayatın sorularını çözmeye çalışan bilimlere, yani fizyoloji, psikoloji, biyoloji ve sosyolojiye başvurdu mu insan, düşüncelerin şaşırtıcı bir yoksulluğuyla, büyük bir kapalılıkla baştan başa haksız bir soruları çözme haddini bilmezliğiyle yüz yüze geliyor. Hayatın sorularını çözmekle uğraşmayıp, kendi bilimlerine özgü özel soruları cevaplayan bilimler gurubuna başvuruldu mu, o zaman insan coşku içinde insan zekasının gücüne hayran oluyor. Ama daha baştan biliyor ki, bunların hayatın sorularına verecek cevapları yoktur. Bu bilimler, hayatın sorusunu düpedüz bilmezden geli- yorlar ve diyorlar ki: "Sen nesin ve niçin yaşıyorsun sorularına bizim cevabımız yoktur. Biz bununla ilgilenmeyiz ama ışığın, kimyasal bileşimlerin yasalarını, cisimlerin, biçimlerinin kanunlarını, sayılırla kütleler arasındaki ilişkileri ve insan zekasının kanunlarını bilmek istiyorsan, bütün bunlara açık seçik ve kesin cevaplarımız vardır."