hanabi

Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
bana bir kaya gerekiyordu. tutunacağım, dayanacağım bir şey. katı, somut bir şey. çünkü her şey yumuşamaya yüz tutuyor, peltekleşiyor, bir bataklığın içinde sislere gömülüyordu. sis, dört yandan çörekleniyordu. nerede olduğumu bile bilmiyordum.
bende cesaret yok. kavgaya girmem. olduğum yerde durur, kaçabileceğim ana kadar her şeyi sineye çekerim. sonra da kaçarım. bazen de orada durup her şeyi sineye çekmekle kalmaz, onlara gülümser, özür dilerim. yüzümde o gülümsemeyi hissettiğimde, yüzümü yere çalıp ayaklarımın altında çiğnemek gelir içimden.
dua sırasında gözlerimi yumdum, ellerimi yüzüme kapadım, bir gece yarattım kendime, bu gecenin karanlığında, bir rüyada gibi sorumsuz, kendi duamı okudum. fakat sözcükleri huşu içinde söylenmedi bu duanın. çünkü ben tanrıyla, yüce varlıkla değil, sevdiğim tanıdığım birisiyle konuşmaktan hoşlanıyordum. çünkü benim çok yükseğimdeydi tanrı.
geçmiş günlerin anılarına daldım, ama bütün o anılar bir efsunla sanki, benden uzaklaşmış, kendi bağımsız hayatlarını yaşıyorlardı. ben sadece uzak ve biçare bir seyirciydim, onlarla aramda derin bir uçurum açılmıştı, anlıyordum. bugün boştu kalbim ve çalılar bitkiler o zamanlardaki büyülü kokularını yitirmişlerdi, anlıyordum.