Anna Karenina çoğu kimse tarafından yazılmış en iyi romanlardan biri olarak görülür. Gerçekten de çok sağlam bir roman.
Kitabın konusu neymiş diye baktığınızda umutsuz aşk ihtiras kıskançlık gibi kelimelerle karşılaşırsınız ve birçok kişi bunun bir aşk romanı olduğunu düşünür. Anna Karenina bir aşk romanı değil, muhteşem bir psikolojik ve sosyolojik analiz kitabıdır. Tolstoy aşkı mercek olarak kullanarak toplumsal çürümeleri, toplumun ahlak anlayışını, bireyin içsel çatışmasını psikolojik çöküşünü anlatır.
Anna kitapta karşımıza aşkı uğruna yuvasını ve tüm düzenini yıkmaya cesaret ederek sevdiği adamla gidebilen cesur bir kadın olarak çıkıyor Ve bu yüzden ağır bedeller ödemek zorunda kalıyor. Vronski Anna ile ilişkilerinden dolayı toplumdan dışlanma görmezken Anna kadın olduğu gerçeği yüzünden toplumun dışına itilerek yalnızlaştırılıyor. Anna yalnızlaştıkça psikolojik çöküşü de başlıyor. Ama Anna her şeyden önce bir anne ve oğlundan ayrı kalmak hem vicdanen hem de ruhen onun için en büyük yıkım oluyor.
Kitapta karşımıza çıkan bir diğer çift ise Kitty-Levin çifti. Bu çift Anna- Vronski çiftinin tam tersi; toplum kurallarına göre yaşayıp sakin bir hayat sürüyorlar. Tolstoy'un bu çifti zıt şekilde yaratmasının sebebinin aşkın ihtiras ve kıskançlık olmadan sakince de yaşanabileceğini göstermek olduğunu düşünmeden edemiyorum açıkçası.
Ve kitabın sonunda Anna çöküşüne daha fazla dayanamıyor. Anna bakıldığı zaman çok yalnız, anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir kadın ve en önemlisi çocuğunun hasretiyle yaşamaya çalışan bir anne. Bu sonun sebebi kıskançlık ve aşk değildi. Çocuğundan koparılmış olmasıydı. Bu ona kendini bencil hissettirdi. Toplumdan yediği kötü anne damgası da cabası.
Herkes Anna'dan bir şeyler bekledi ama kimse Anna'ya sen ne istiyorsun diye sormadı. Eğer