Öncelikle kitabı çok çok beğendim çocuk kitap olarak geçiyor ama asla çocuk kitabı değil.
Selçuk Baran’ın bu minicik esere sığdırdığı felsefi derinlik,hepimizi kalbimizden vuracak cinsten.Kitapta o bebeğin neden plastik ya da bez değil de özellikle porselen olduğunu düşündükçe yazarın zekasına bir kez daha hayran kalıyorsunuz. Porselen dediğin şey böyle pürüzsüzdür, parlar, hani kusursuz görünür ya; işte yazar bununla tam olarak modern hayatın bize dayattığı o "kusursuz, her şey mükemmel" imajını yüzümüze vuruyor. Dışarıdan bakınca o yüksek bloklardaki hayatlar, o düzenli aileler falan hep böyle kusursuz, pürüzsüz görünüyor. Ama işin aslı öyle değil işte. Porselen ne kadar kusursuzsa bir o kadar da çabuk çatlar, en ufak bir sarsıntıda tuzla buz olur ya; işte o pürüzsüz görünen hayatların arkasındaki ilişkiler de, o küçücük çocuğun kalbi de tam olarak böyle çıtkırıldım ve hassas. Selçuk Baran o sahte kusursuzluk maskemizi porselenin kırılganlığıyla o kadar naif indiriyor ki aşağıya, kitabı bitirdiğinizde elinizde sadece bir çocuk hikayesi değil, kendi hayatınızın o hassas, kırık dökük parçaları kalıyor. Kesinlikle büyüleyici!