“…Haşin bir adamdı, kendinden son derece emindi. İnançlı ve bağnaz insanların, doğrusunu isterseniz beni hep sinirlendiren o dik bakışları vardı onda. Benim mizacım buna hiç uygun değildir. Fikirlerinin kurbanı olan insanlara benim pek hayranlığım yoktur, Mr Casement. Kahramanlara da öyle. Gerçekler ya da adalet uğruna kendilerini feda eden o tür insanlar, düzeltmek istedikleri şeye çoğunlukla zarar verirler.”
Başını kaldırıp da yıldızları görünce şöyle düşündü: “Mango ağacının altında oturuyorum burada, benim bahçemde.” Gülümsedi biraz - gerekli miydi sanki, doğru muydu, sersemce bir şey değil miydi bir mango ağacının, bir bahçesinin olması?
“Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez olur, bir türlü bulmasını beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak, bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. Sen, ey saygıdeğer kişi, belki gerçekten arayan birisin, çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun.”
“İntikamınızı alın Edmond” diye haykırdı zavallı ana, “ama suçlulardan alın, ondan intikam alın, benden alın, ama oğlumdan almayın!”
“Kutsal kitapta şöyle yazıyor,” diye yanıt verdi Monte Kristo: ‘Babaların günahını üçüncü ve dördüncü kuşağa kadar çocuklar çeker.’ Tanrı bu sözleri peygamberine söylettiğine göre, ben neden Tanrıdan daha iyi olayım?”
“Çünkü Tanrının zamanı ve sonsuzluğu var, bu iki şey insanlarda yoktur.”
Daha da önemlisi, cinselliğin bastırılması isteriyi tetikliyordu; bu da partinin istediği bir şeydi, çünkü savaş coşkusuna ve öndere tapınmaya dönüştürülebiliyordu.